Çocukların Beyniyle İlgili Harika İpuçları

Çocuğunuzun Beynine Hoşgeldiniz…

İki haftadır ara ara okuduğum kitaptaki vurucu cümleleri not etmiştim. Birçoğu beni o kadar çok şaşırttı ki, sizinle paylaşmadan edemedim. Esas faydayı kitabı alıp okuyarak göreceğinizi söylemeye gerek yoktur sanırım. Benim yazdıklarım denizde kum taneleri…

zeka_ve_hafiza

  • Hergün en az iki saat açık havada vakit geçiren çocukların görme yeteneği daha keskin oluyor.
  • Bir çocuğun yetişkin kadar iyi görebilmesi dört yılı buluyor.
  • Çocukları bir rock konserine götürmek kalıcı duyma bozukluğuna yol açabilir.
  • Yaşamlarının ilk yıllarında yeterince dokunulmayan bebeklerde gelişme geriliği görülebilir.
  • Bebeğin doğduğu andaki ilk isteği karnını doyurmak değildir, annesi tarafından kucaklanmak, dokunulmaktır.
  • Çocuğa yemeği bitirmesi için ödül olarak tatlı vermeyin. Tatlı, yediği yemeğin tadını olduğundan daha kötü hissettirir. Böylece çocuk  o yemekle kötü bir ilişki kurar. Hatta yemeği sevmesini istiyorsanız, vereceğiniz tatlıyı yemekten hemen önce verin. Çok önce olmasın, o zaman da karnı doyar.
  • Çocuğa bir yerde hareketsiz durmasını söylerseniz en fazla bir dakika durabilecektir. Eğer ona bir bekçi olduğunu, kapıyı korumak için burada beklemesi gerektiğini söylerseniz uzun süre durabilecektir. İşte oyunun sihirli gücü.
  • Bilgisayar oyunlarındaki şiddet, çocukların diğer kişilerin acısına karşı duyarsız olmasına neden olabilir.
  • İki yaşından önce elektronik dünyayla tanışmak çocuğun doğal gelişim sürecine zarar verir.
  • Okul öncesi dönemde kendinden daha büyük bir kardeşle yaşamak, çocuğun zihnini daha hızlı olgunlaştırabilir.
  • Bebeği taşımak için bebek arabası kullanmak yerine kendi bedenlerine bağlayan annelerin bebeklerinde daha sağlıklı bir anneye bağlanma görülür.
  • Çocuk iyi bir şey yaptığında onun bu davranışını, yani yaptığı şeyi övün. Çocuğun kendisini övmek, ileride başarısızlıkla baş edebilmesini zorlaştırabilir.
  • Evdeki kitap sayısının fazla olması, çocuğun okuma yeteneğini arttırır.
  • Çocuğunuzu överken yaptığı şey ve beklentiniz konusunda açık ve net konuşun.
  • Konu dil öğrenmek olduğunda, erken başlamanın yeri doldurulamaz.

Kaynak Kitap: Çocuğunuzun Beynine Hoş Geldiniz.

Yazan: Sandra Aamodt – Sam Wang

NTV Yayınları

Reklamlar

Erken Yaşta Dil Eğitimi

iki-dil-konusan-cocuklarTuna bu sene kreşe, yuvaya veya anaokuluna gitmedi. Geçen sene üç aylığına yarım gün gitmişti, alışmıştı da ama öğretmeni ayrılınca devam etmek istemedi, ben de bu seneyi kardeşiyle evde geçirmesini daha uygun buldum. Sadece kreşteyken öğrenmeye başladığı İngilizce’yi devam ettirmesini istiyordum. Çünkü çocukların erken yaşta (gerçekten çok erken yaşta) dil öğrenmeye olan yatkınlıkları çok fazla. Bu niyetle araştırma yaparken çıktı karşıma Helen Doron İngilizce Kursu. Dört aydır devam ediyoruz. Çok fazla soran oluyor, memnun musun, nasıl gidiyor, diye. Bu yazı onlara gelsin.

Kurs demek oluşumu anlatmak adına biraz katı bir tabir. Belki İngilizce oyun grubu desek daha yerinde olacak. Çünkü çocuklar eğlenerek İngilizce öğreniyorlar. Ayrıca bunu bir dil eğitimi gibi görmemek lazım. Yani çocuğum İngilizce öğreniyor, eve gelince sorayım da konuşsun, demek biraz yanlış oluyor. Çünkü çocuklar bu kadar erken yaşta farklı bir dil öğrendiklerinin farkında olmuyorlar. Onlar için bu yeni dil, farklı bir iletişim şekli. Bunu şöyle açıklasam daha iyi olabilir. Mesela Tuna dedesiyle, babasıyla veya benimle farklı konuşuyor. Benimle oyuncakçıya gitmişse, “Anne şunlara biraz bakalım, sonra alırız belki, ne dersin?” diyorken dedesiyle gittiğinde “Bunu alalım,” Babayla gittiğinde “Şunu istiyorum,” diyor. Ya da benden onu kucağıma almamı istemezken dededen ve babadan hep istiyor, gibi. Yani çocuk karşısındaki kişiyle özel bir iletişim dili geliştiriyor. Bunu da zaman içinde elde ettiği deneyimlerle ve tepkilerine aldığı geri dönüşlerle sağlıyor. İngilizceyi de aynen böyle öğreniyor. Karşısında sadece İngilizce konuşan bir öğretmen var ve onunla konuşmak istiyorsa bu dili kullanmak zorunda. Bu zorunluluk, öğretmenle keyifli vakit geçirmeye başladığında kendiliğinden işleyen bir süreç haline geliyor.

Helen Doron sistemi çocuğun doğasını anlayarak yaklaşıyor dil öğrenme sürecine. Haftada iki kere katıldığımız dersler 45 dakika sürüyor. Aslında her hafta bir konu işleniyor, ikinci ders ilkinin tekrarı. Fakat eğitimin bir de evde devam eden kısmı var. Her gün iki kere o dönemin konusunun işlendiği çizgi film izleniyor veya cd’si dinleniyor. Böylece derste uygulamalı olarak yaptığı şeyler sürekli tekrarla iyice yerleşiyor. Çizgi filmler müthiş keyifli. Ortada bir şarkı kitabı var, fakat her bölümde mutlaka bir sorun çıkıyor ve şarkıyı bir türlü söyleyemiyorlar. Bu yüzden Paul kitabın içine girip Granny Fix ve Flupe ile birlikte sorunu çözmeye çalışıyor ve sonunda hep beraber şarkıyı söylüyorlar. İlk bölümlerde oldukça yavaş konuşan karakterler, dersler ilerledikçe konuşmalarını hızlandırıyorlar. Cümlelerin çoğu kulağa melodi gibi geliyor. Kelimeleri hatırlamak kolay olsun, diye hep uyaklı bir konuşma var. Doğru telafuz için de çok işe yarıyor bu uyum. Mesela “You are here! Now i see you, my dear.” veya “Let’s go in the car. The answer isn’t far.” gibi. Şarkıların bazıları bilindik İngilizce çocuk şarkıları, bazılarıysa tamamen yeni ve özellikle şarkıların altyapısı özenle düzenlenmiş. Müzikal anlamda da doyurucu yani. Biz cd’yi arabada dinliyoruz. Çizgi filmi de günde bir kere izlemeye çalışıyoruz. Burada bir örneğini izleyebilirsiniz.

Peki biz nasıl faydasını gördük, örnekleyeyim:

Tuna şimdiden sekiz tane İngilizce şarkıyı kendi başına söyleyebiliyor.

Geçenlerde önüme iki tane kitap koydu ve “Which one?” dedi.

Birçok kelimeyi biliyor ve eğer şanslıysak bazen bunları bizimle de paylaşıyor.

Çizgi filmdeki gibi bir durum yaşadıysak, aynı oradaki cümleyi tekrar ediyor. Dün parkta aklına bir fikir gelmiş, bana onu anlatıyor, sonra da diyor ki, “Anne I have an idea, diyicem ben sana, sen de bana How clever, my dear, diyeceksin tamam mı?”

Derse hep çok istekli gidiyor ve çıktığında da “Anne ben İngilizce dersimi çok seviyorum, çok eğlenceli,” diyor. Geçtiğimiz haftaki dersi sınıfın gizli penceresinden izledim ve Tuna’ya hak verdim. Sınıfta beş çocuk ve dünya tatlısı bir öğretmen, hepsinin ellerinde çiçek şeklinde bir sineklik, sınıfta yerlere kartları serpiştirmişler, öğretmen bağırıyor: “Garden!” Hepsi koşturup garden resminin üstüne sineklikle vuruyor. Bu sırada alt alta üst üsteler, çocuklardan kahkaha sesleri yükseliyor. Öğretmen kelimeler söyledikçe bir o yana bir bu yana elinde sineklikle koşturan bücürler.

Hoşuma giden bir diğer özelliği de derste kullanılan bütün materyallerin el yapımı olması. Tuvalet kağıdı rulolarından yapılan dürbünler, karton kutular, kağıt kayıklar sadece benim gördüklerim.

İlgilenirseniz internet sitesi şudur: www.helendoron.com.tr

İki haftadır Sava da bebekler grubuna gidiyor. Şimdilik başlayamayacağız, araya yaz girip de bölünmesin, diye ama Eylül’de onunla da İngilizce macerasına atılacak gibiyiz. Birçoğuna komik geliyor, bebeklerin derse giriyor olması. Fakat bu kurs, 3 aylıktan itibaren öğrenci kabul ediyor :)) Sava’nın deneyimlerini de önümüzdeki günlerde ayrıca yazarım.