İki Çocukla Bayramda Ankara

Bayramda Ankara’ya gittik. Tek çocukla yaptığım Ankara ziyaretlerinden burada bahsetmiştim. İki çocuk olunca yol daha uzun sürmedi, hatta beklenenden daha kısa bile oldu. Tecrübeli anne sayılıyorum ne de olsa. Yine çocukları, özellikle de Tuna’yı önceden hazırlamanın büyük faydası oldu. Ankara’ysa neredeyse bir yıldır görmediğim halde pek değişmemişti. Ama algım her gidişimde daha farklı olduğundan şehir de benimle birlikte değişim geçiriyordu.

IMG_0530Yola çıkmadan önceki akşam kendimle gurur duyduğum bir şey hazırladım Tuna’ya. İstanbul’dan Ankara’ya giderken yolda göreceğimiz, bir çocuk tarafından fark edilebilir şeyleri çizerek bir harita hazırladım. Evden çıkışımız, gişelerden geçiş, İzmit Körfezi, fabrikalar, tüneller, mola yeri, renkli dağlar (sonbaharda Bolu Tüneli’ne yaklaşırken rengarenk ağaçların süslediği dağlardan bahsediyorum), bozkıra dönüşen ve giderek sararan manzara, minik evler ve anneanne, dede ve dayının resmiyle sonlanan yolculuğumuz. Tuna buna ne kadar sevindi anlatamam. Yol boyunca kıvırdığı haritayı elinden düşürmedi. Ama kendisini zorlamadıkça açıp bakmadı. Yine de yolun uzunluğunu algılaması ve sıkılsa da daha yolumuz olduğunu görebilmesi açısından faydalı oldu. Yolculuk yapacaklara kesinlikle öneririm. Hazırlaması da çok eğlenceli olmuştu benim için.

Sava’nın işi biraz daha zordu. Nereye gittiğimiz, ne kadar süreceği, neden sürekli araba koltuğunda oturduğu konusunda bir fikri olduğunu sanmıyorum. Fakat bütün yolu bir mola ve bir emzirmeyle, 5 saatte alabilmek büyük başarıydı hepimiz için.

Ankara’da iki çocuğumun da uyku düzeni değişmedi, hatta Tuna sabahları daha geç kalkmaya başladı. Sava sürekli yeni insanlar görerek meraklı yapısını iyice tatmin etti. Her gittiğimizde mutlaka hastalanıp dönerdik, bu sefer hepimiz biraz hasta gidince iyileşip dönmüş olduk.

hacıarifbeyAnkara’ya her gittiğimde Kuğulu Park’a mutlaka uğrarım. Bu sefer biraz hüsran oldu. Park yine çok güzel, kuğular, kazlar, duvar yazıları harika ama Sava bezini doldurunca soğukta girip bezini değiştirebilecek bir yer bulmak mümkün değil. Halbuki parkın ortasında bir restoran var. Ne yazık ki hitap ettiği kitleyi henüz anlayamamış bir mekan. Ankara’nın çocuk dostu olmayan bir şehir olduğunu düşünmek üzereyken annemin emeklilik yemeğini yemek üzere Hacı Arifbey’e gittik. Lokantada 4-5 tane büyük akvaryum var. Büyük bir havuzda da bir dolu kaplumbağa. Tuna “Buyası hayvanat bahçesi bigi,” derken hakkı vardı. Sonra oyun odasını görünce daha da sevindi. Çocuklar için özel tuvaleti, emzirme odası, alt değiştirme ünitesi de benim gönlümü aldı. Yemekler de güzel olunca çok büyük bir memnuniyetle ve her Ankara ziyaretimde uğrama kararıyla ayrıldık oradan.

tuna kuguluDöneli bir hafta oldu. Yolculuk sonrasında hep korktuğum düzen değişmesi durumunu yaşamamış olmanın sevinciyle iki çocuklu olarak da seyehat edilebileceğini göstermiş oldum kendime.

Yine Bir Ankara Günlüğü

7 saat sürdü yol. 3 kere mola verdik. 1. Mola Mehmetçik Vakfı’nda. Meyve verdim ve çise tuttum, ama yapmadı. Sonra bezini değiştirirken yaptı. Dışarıdaki tuvaletlere henüz alışamadı. Çok normal tabii. Meyveyi de yemedi, onun yerine yoğurt yemek istedi.

2. Mola Parkshop’ta. Tavuklu Hipp maması verdim. 2 kaşıktan sonra istemedi. Chicco’nun mama sandalyesini kullanmış olduk orda, hiç memnun kalmadık. Masası çok yüksek, çocuk içinde boğuldu. Belki de büyük çocuklar için olan bir modeliydi. Sonra emmeye gittik. Yemekten önce de memeden sonra da çise tuttum bardağa, her ikisinde de yaptı. Bu bardak olayı baya pratik olacak. Kullandıktan sonra da yıkayıp kâğıt peçeteye sarıp kaldırıyorum atta çantasına. Ama bütün bunları bir elimde Tuna, yalnız başıma yapıyor olmak biraz yıprattı beni. Tuna her şeyi ellemek istiyor ve tuvalet ortamında hiçbir şeyi ellemesin diye uğraşıyorum, bu boğuşma sırasında body’i bile 10 dakikada bağladım. Bardağa tutarken külot atlet daha başarılı olacak. Tuvalete tutuyorsam da body daha kullanışlı oluyor. Dışarıda kaka olayını nasıl yaparız bilmiyorum. Bezine tutmak iyi fikir olabilir. 3. Mola 1,5 saatlik uyku sonrası emsin diye durduk. Bardağa çis tuttuk yapmadı.

Bol molalı ama keyifli bir yolculuk oldu. Eskiden 3,5 saatte aldığım yolu da 7 saatte gitmek hayatımdaki değişikliğin ne boyutta olduğunu yeterince açıklıyordur sanırım.

Bu Ankara ziyaretimde vaktimin çoğunu Ankara’ya ayırdım. Bütün çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği bu sessiz, yalnız, karanlık şehrin güzel yanlarını Tuna’yla birlikte yaşamak istedim. Bol bol gezdik. Kuğulu park, Hamamönü, çocukluğumun geçtiği mahalle…

Seyahat: Ankara Notları…

Yolculuğumuz arabayla 5,5 saat sürdü. İlk mola Sapanca’daki Berceste’de emme, alt değiştirme ile geçti. İkinci mola Ankara’ya yakın bir dinlenme tesisinde sadece  arabada emme şeklinde geçti. Yolun sonuna doğru biraz sıkıldı, müzik dinledik, daha iyi oldu. Araba hareket ettiği sürece araba koltuğunda oturdu.

Dedesi Park yatak almış, Kraft marka. Evde parça parça kullandığımız her şey tek parçada buluşmuş. Çok başarılı. Bilsem ben de bunu alırdım beşik yerine. Sonradan oyun parkı olması da harika.

Küvet de almışlar, ben bile almamıştım, arkadaşım vermişti. Hediye gelen kıyafetleri saymıyorum bile.

Uyku Düzeni: 9-9.30 gibi yatak odasında yatağın üstünde uyuyor. Uyuturken kimi zaman kucağımda salladım, kimi zaman da emzikle kendi kendine uyudu. Gece 12 gibi biz yatarken kendi yatağına kaldırdım. Bir güzel uyumaya devam etti. Sabah 6-7 arasında gülücüklerle uyandı. Gündüz uykuları da değişti. Sabah 2 saatlik uykusunu bazen uyudu, çoğu zaman 1’er saat kısa kısa uyudu.

Her gün yeni bir akraba ziyareti, yeni bir ev. Algıları iyice açıldı.

Annemlerin evindeki merdivenlerden korktu biraz. Sonra yavaş yavaş inince daha iyi hissetti.

Emme süresi kısaldı. Hem de azıcık ses çıksa emmeyi bırakıp sese bakıyor. Bazen de bir fırt çekip etrafı seyrediyor. Ben de onu izliyorum ses etmeden.

3-6 body’leri giyemiyor.
6-9’lar tam geliyor.
9-12 bile aldım, biraz büyük oluyor ama 1 aya kadar giydiririm büyük olasılıkla.

Bazen birine gülerken birden kafasını omzuma gömüyor utanarak. O kadar tatlı ki.

Dedesi üşümesin diye kaloriferleri çok yüksek ayarda çalıştırdı, o da ııııhhhlayarak gösterdi tepkisini. Burnu da çok tıkandı.

Dönüş zamanına yakın hastalandı. Gün içinde tek tük öksürmüştü. Gece baktım ki ateşi çıkmış. Çok yüksek değil, 38 civarında ama ilk defa böyle olduğu için biraz korktum. Ateş düşürücü ilaç verdim, emzirdim, uyumaya devam etti benim yanımda. Yatağına geri koymak istemedim gece boyu kontrol edebileyim diye. Başı kolumda olduğundan burnu da çok tıkanmadı, rahat uyudu. Önce doktora mı gitsek diye düşündüm, içimdeki ses sabaha kadar beklememi söyledi. Uykusunu rahatça alması daha önemli diye düşündüm. Tabi bu soğukkanlı halim beni çok şaşırttı. Demek böyle bir şeymiş anne olmak. 

Ertesi gün doktorla konuştum, hafif bir viral enfeksiyondur, antibiyotiğe gerek yok, burnunu açık tut, ateş düşürücü ver gerekirse dedi. Öksürük için ıhlamur önerdi. En fazla 100 ml, şekersiz. Ihlamur fikri çok hoşuma gitti. Özellikle de doktordan duymak. Bir an önce eve dönmek istedim, hemen çıktık yola, akşama İstanbul’daydık.

Hastalığını da özetle anlatmak gerekirse; ateşi yalnızca 2 gün sürdü, öksürük 1 hafta devam etti. Ihlamuru rezeneyle karıştırdım, severek içti. Önce kaşıkla veriyordum ama bardaktan direkt içmek isteyince öyle verdim. Döke döke içti. 2 gün içinde ben de hasta oldum. Zaten anneler hastalıkları bebeklerden kapıp antikor üretiyorlar, bu antikorlar da sütle bebeğe geçiyor ve bebeğin çabucak iyileşmesini sağlıyorlar. Yine harika bir mekanizma.

Bir Ankara seyahati de böylece sona erdi.