Ülkemizde Olanları Çocuklara Anlatmak

Bu ayın enlerini yazma zamanı gelmişti, ama inanın hiçbir şey olmamış gibi en sevdiğimiz müzikten, filmden bahsedemeyecektim. Zaten artık güzel şeyleri bile yaşamaktan utanır hale geldik. Birçok arkadaşım Facebookta hala fotoğraf paylaşıyor, diye diğer arkadaşlarına kızıyor. Zaten hepimiz kızacak bir yer arıyoruz böyle zamanlarda. Televizyonlara göre 301 kişi, söylentilere göre çok daha fazla işçiyi kaybetti Türkiye, Soma’da. Hepimize, ama özellikle kayıpları olan ailelere başsağlığı diliyorum.

soma-egitim-bursu-1

Bu konuda biz bile hala yaşananları anlayamıyorken, ülkenin geleceğinden endişe duyuyorken bunu çocuklara nasıl anlatacağız, bilmiyorum. Olayları televizyondan takip ederken aklımın bir yanıyla da Tuna bana soru sorarsa ona ne cevap vereceğimi düşünüyordum. Birkaç kere hiç bağıracağım yokken birden sesimi yükselttiğim, öfkeme hakim olamadığım zamanlar da oldu Tuna’ya karşı. Bu durum nasıl yönetilir, ebeveyn olarak ülkede yaşanan bir felaketi en doğru şekilde çocuklara nasıl anlatabiliriz, diye araştırdım. “Daha çok küçükler böyle şeyler için,” demeden gerçekçi ama zarar vermeyen bir tutum içinde olayları konuşabilecek bir yol aradım. Bulduklarım umarım size de faydalı olur. Biz bu ülkenin geleceğini yetiştiriyoruz. Sorumluluğumuz büyük.

1. Çocuğunuzun televizyonda felaketle ilgili hangi görüntüleri izlediğine dikkat edin, bu sırada onun yanında olmaya çalışın. Mümkünse detaylı görüntüler yerine özet halindeki haberleri izlemeyi tercih edin.

2. Çocuğunuza televizyonda gördüklerini anlatabileceği, hislerini dile getirebileceği fırsatlar yaratın.

3. Çocuğunuza size soru sorabileceğini hissettirin. Fakat onu asla bu konu hakkında konuşmaya zorlamayın. O hazır olduğunda bunu yapacaktır.

4. Çocuğunuza doğru cevaplar verin. Eğer onun etkilenmemesi için olaylarla ilgili bir şeyler uydurursanız size olan güvenini yitirecektir.

5. Çocuğunuzun sorduğu soruları cevaplayamamaktan korkmayın. “Bilmiyorum,” da oldukça iyi bir cevaptır.

6. Çocuğunuzun sorularını onun anlayabileceği düzeyde cevaplayın.

7. Felaketin üzerinden zaman geçtikten sonra da çocuğunuz bu konu hakkında sorular sorabilir veya konuşmak isteyebilir. Bu konuda da destekleyici olun.

8. Evde veya okulda çocuğun normal düzenini devam ettirin. Onunla eğlenceli oyunlar veya aktiviteler planlayın.

9. Felaketi suçlama odaklı değerlendirmeyin, felaketle ilgili iyi yönleri ve kişileri öne çıkarmaya çalışın. Varsa olayın kahramanlarını anlatın. Onlara olay sırasında yaşanan kötü şeylerden daha çok, insanların birbirine yardım ettiğini anlatın.
10. Çocukların sorunları kişiselleştirmeye yatkın olduklarını unutmayın. Yaşanan olayın kendi başlarına gelip gelmeyeceği, güvende olup olmadıkları ile ilgili endişe yaşayabilirler. Onlara ailenizin güvende olduğunu söyleyin.
 
11. Çocuklar sizin bu olay karşısında nasıl davrandığınızı kendileri için bir örnek olarak algılayabilirler. Bu sebeple vereceğiniz tepkileri bu ölçüde değerlendirin. Siz ne kadar umutsuz hissetseniz de bunu çocuğunuza yaşatmanız, henüz dünyayı algılamakta zorlanan minik bedenleri için çok ağır bir yük olacaktır.

Çok küçük yaştaki çocuklar, travmatik durumlar karşısında gelişimsel aşamalarda gerileme gösterebilirler. Parmak emme, yatak ıslatma, yabancılardan, hayvanlardan, karanlıktan veya canavarlardan korkma bunlara örnek verilebilir. Bir ebeveynine, öğretmenine veya kendini güvende hissettikleri bir yere bağlılık ve ayrı kaldıklarında anksiyete gösterebilirler. Yeme ve uyku davranışlarında farklılıklar görülmesine sıkça rastlanırken sebebi açıklanamayan ağrı veya acılardan da şikayet edebilirler. Diğer semptomlar söz dinlememe, hiperaktivite, konuşma güçlükleri, agresif veya çekingen davranışlar olabilir.

Çocuğunuzda bu gibi belirtiler görüyorsanız sözel veya fiziksel olarak, mesela sıkıca sarılarak güven duygusunu, onların yanında olacağınızı hissettirin. Felaketten etkilenen çocukların duygularını ifade edebilmesine fırsat verin. Bunu sözel olarak yapabilecekleri gibi resim çizerek, oyuncaklarıyla canlandırarak da yapabilirler. Bu duygularla baş edebilmeyi öğretin. Çocuğunuzla beraber bu felaketten zarar gören insanlara nasıl yardım edebileceğinizi planlayın.
Yardım konusuna ayrıca değinmek istiyorum. Bir arkadaşımın bu durumla ilgili çok önemli bir tespiti var. O bölgedeki çocuklara onların şimdiye kadar hayatlarında görmedikleri oyuncaklarla, süslü püslü hediyelerle yardım götürmeyi aklınızdan bile geçirmeyin. Babanın kaybını onun yararınaymış, aslında hayatında çok büyük bir kayıp değilmiş gibi gösterecek her şeyden kaçının.
Bu gibi yazılara ve önlemlere bir daha ihtiyaç duymamak dileğiyle…

Özgürlüğümüz Kısıtlanamaz…

Bu bir ortak yayındır. Bu konuya duyarlı birçok blogda bugün bu yazıyı göreceksiniz.

***

Özgürlüğümüz kısıtlanamaz

#TwitterBlockedinTurkey

T.C. Anayasası

VIII. DÜŞÜNCEYİ AÇIKLAMA VE YAYMA HÜRRİYETİ
Madde 26

Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma haklarına sahiptir.

Dün gece yarısı ülkemizde anayasa ihlal edilmiştir. Uluslar arası bir sosyal paylaşım ağı olan Twitter’a erişim farklı mahkeme kararları ile engellenmiş, halkın kendisini ifade etme ve haber alma özgürlüğü kısıtlanmıştır.

T.C. Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan dün Bursa’da düzenlediği seçim mitinginde “Twitter mwitter, hepsinin kökünü kazıyacağız Uluslararası camia şöyle der, böyle der hiç umurumda değil. Herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin gücünü görecek.” dedikten ve Başbakanlık Basın Müşavirliği’nin “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının bazı linklerin kaldırılmasına ilişkin mahkemelerden çıkarmış oldukları kararların uygulanması konusunda Twitter yetkililerinin duyarsız kaldıkları bir süreç söz konusudur. Mahkeme kararlarını umursamama, hukukun gereğini yerine getirmeme biçimindeki bu tutumda bir değişiklik gözlenmemesi halinde, vatandaşlarımızın mağduriyetini gidermek için teknik olarak, Twitter’e erişimin engellenmesinden başka çare kalmayabileceği belirtilmektedir” açıklamasından sadece bir kaç saat sonra gece yarısı Twitter’a Türkiye’den erişim yasaklanmıştır. Internet servis sağlayıcılarına ulaşan mahkeme kararları ile Twitter’a ülke sınırları içinden erişim kapatılmış, mobil cihazlarda kullanılan 3G erişimi de aynı şekilde engellenmiştir.

Yasakların ve sansürün bir çözüm olmadığını, sosyal medyanın susturulamayacağını, özgürlüklerin sansür yoluyla kısıtlanamayacağını herkesin görmesi, bilmesi gerekir. Bunu dün gece Twitter yasaklandıktan kısa bir süre sonra DNS ayarlarında değişiklik yaparak veya VPN, Hotspot Shield gibi bazı programlar üzerinden mecraya giren milyonlarca Türk kullanıcısı da göstermiştir.

Sayıları 12 milyona yaklaşan Türkiyeli Twitter kullanıcıları #TwitterBlockedinTurkey etiketiyle konuyu bir saat içinde Twitter’da dünya çapında en çok konuşulan etikete taşımış,farklı etiketlerle gece boyunca TT listesinde kalarak, dünya kamuoyunun dikkatini çekmiştir. Yasaklamadan sonraki ilk 4 saat içinde 2,5 milyondan fazla Türkçe tweet gönderildiği hesaplanmaktadır. Şu anda dünya basını Türkiye’deki Twitter yasağını öncelikli haber olarak vermekte, bunun özgürlükleri baltalama yönünde bir girişim olduğunu söylemektedir.

Biz, ülkemizin geleceğini oluşturacak çocukları yetiştiren anne babalar olarak Gezi Parkı direnişi ile tırmanan ve 17 Aralık süreciyle hızlanan şiddet ve sansür uygulamalarını esefle izlemekteyiz. Türkiye’nin gerçek demokrasiden gün be gün uzaklaşmasından, meclisinden medyasına, emniyet güçlerinden yargısına kadar her türlü sistemin çivisinin çıkmış olmasından derin bir endişe duymaktayız.

Dün geceki yasak kararıyla Türkiye dünya üzerinde Twitter’a erişimin engellendiği Çin dışındaki tek ülke olmuştur. Bunun utancı ve ayıbı bu yasağı getirmeye cesaret edenlere ait olmakla birlikte, ağırlığını omuzlarımızda taşımaktayız.

Bu ülkenin gelecek nesillerinin özgür bireyler olarak büyümesini en çok isteyen ve bunun için emek veren anne babalar olarak hükümetin son aylarda giderek artan baskıcı tavırlarını kabul etmiyor ve bu sansürü şiddetle kınıyoruz.

Herkesi gerek internet üzerinden, gerekse etrafımıza bu durumu anlatarak konuyu protesto etmeye ve nihai olarak da 30 Mart 2014 Pazar günü yapılacak olan yerel seçimlerde vatandaşlık hak ve sorumluluğu olan oy kullanma görevini mutlaka yerine getirmeye davet ediyoruz.

Blogger anneler ve babalar.

Yeni Yıl Süslemeleri

Kreşe gitmeyen, üç buçuk yaşında bir oğlunuz varsa, evde bol bol aktivite yapmak gerek. Yoksa işler ipad ve televizyona sarar. Sonunda anne de çocuk da gergin olur. Biz bu hafta yılbaşı ağacını çıkardık, geçen seneki süsleri taktık, ama bu sefer hem kendimiz bazı süsler yapalım, hem evi de süsleyelim, dedik. Böylece hiç televizyon izlemeden, çok ama çok az Angry Birds Go oynayarak (ama oyun daha yeni çıkmış, ne yapsaymışız) bütün haftayı geride bıraktık. Elişi çalışmalarımızı bol bol fotoğrafladım, sizi onlardan oluşan bir sergiye davet ediyorum.

Kocaman Bir Kar Tanesi:

Büyük kar2

Büyük kar3

Yıldız Kar Süsü:

Yıldız Kar1

Yıldız Kar2

Kar Tanesi:

Kar2

Kar

Kardan Adam:

Kardanadam

Balerin:

Balerin

Kar Tanesi:

Kar katla1

Kar katla2

6 Aylık Bebekle Yapılabilecek Aktiviteler

Bebek ve çocukların, hayatı oyunlar üzerinden öğreniyor olmasını, günümüz insanının hareketsizlikten yakınıp kendini spor salonlarına atması durumuna benzetiyorum biraz.

                            Early-man

İlkel toplumlarda, kimse egzersiz filan yapmaya gerek duymuyordur herhalde. Zaten hayatlarını vücutlarını kullanma becerisiyle kazandıklarından oldukça sağlıklı ve güçlü oluyorlardır. O dönemde büyüyen bebek ve çocukları düşünürsek kimse onlara “Haydi bakalım, tummy time*…!” filan demiyordur. Ya da cee, uçtu uçtu gibi oyunlar da gerçekte karşılaştıkları deneyimlerin yanında basit kalıyordur. Çünkü ilkel toplumlarda anne bebeğini kucağında taşıyor, normalde yaptığı bütün işleri yapmaya devam ediyor ve ona hayatla ilgili en iyi örneği, kendi yaşantısını veriyor. Oyunla öğrenmek bizlerin, yani bedenlerinden çok zihinlerini kullanan neslin çocuklarına özgü bir durum. Bizler ebeveyn olarak çalışma hayatlarımızın içine çocuklarımızı dahil edemediğimiz gibi, evde geçirilen vakitlerde bile bebeği veya çocuğu dışlayarak ya da tam tersi bütün günü bebekçe, çocukça oyunlar ve aktivitelerle geçirerek onlara yapay ama güvenli olduğunu düşündüğümüz bir ortam hazırlıyoruz. Bütün bunlar eleştirel bir yaklaşım olsa da bunu doğrulttuğum kimse yok. Bu, dünyanın ilerleyiş şekliyle böyle oluşmuş, kolay kolay da değiştirilemeyecek bir yaşam tarzı.

Bebekler ise hala o ilkel yaşam tarzına ait ihtiyaçlarla dünyaya geliyorlar. Yeni doğduklarında bile uyutmak için ayakta dolaşmanızı talep ediyorlar. Bizim üstümüze düşen de onların bu ihtiyaçlarını karşılayabilecek aktiviteler sunmak. Lafı bu kadar uzattıktan sonra özetle maddeleyeyim, 6 aylık bir bebekle yapılabilecek aktiviteler:

1. Ev İşleri: Bu, bebeğin boyun kaslarının güçlenmesi, dengesini sağlayabilmesi, yürümeye hazırlık yapması açısından hem görsel, hem de fiziksel açıdan çok yararlı bir aktivite. Ayrıca bunu zaten her gün yaptığınız için ayrıca bir zaman ayırmanıza bile gerek yok. Bebeğin güvenliğini yabana atmadan, bütün işlerinize onu da dahil edin. Ocağa yemeği koyarken onu nasıl sakındığınızı izlesin. Bıçakla bir şeyler keserken bıçağın keskin kısmına elinizi değdirmediğinizi görsün. Yerden bir şeyler toplarken eğilip kalktıkça üzerindeki farklı baskı noktalarını hissetsin ve dengesini her şartta kaybetmemeyi öğrensin. Eğer çok zor göründüyse bebeği kendinize bağlayarak iki eliniz boşta daha rahat edebilirsiniz. Mesela ben sleepy wrap kullanıyorum.

2. Cee: Nesne devamlılığını kavramaya başladıkları bu dönemde her şeyle cee oynayın. Kıyafetlerini giydirirken, oyuncaklarla oynarken, onu mama sandalyesine oturttuğunuzda bir görünüp bir kaybolarak, yüzünüzü avuçlarınızla veya bir mendille açıp kapatarak. Oyuncağını bir örtünün altına saklayın, ilgisi dağılmadan “Oyuncağı neredeymiş, aa buradaymış,” gibi cümlelerle oyunu renklendirin.

3. Hareket Zamanı:

tuna sava 6 aylık bebek destekle veya desteksiz oturabilir, yuvarlanabilir, kısa süreli ayakta durabilir. Bunlar her bebeğe göre değişiklik gösterdiği için (mesela bizim Sava destekle oturabilse de asla yuvarlanmıyor, yattığı yerde öylece yukarı bakıyor, ama ayakta durmaya bayılıyor) zamanı geldiğinde bazı destekleyici hareketlerle gelişimine yardımcı olmak gerekebilir. Bebeği sırt üstü yere veya yatağa yatırın. Siz de yanında oturup yuvarlanması için onu sözel olarak destekleyin. Yuvarlanarak size doğru gelirse kucaklayıp öpün. Eğer gelmezse yüzüstüne ve tekrar sırt üstüne çevirerek “Yuvarlan,” deyin. Emekleme ve sürünmeye destek için bebeğinizi yere yatırın. Siz de üstünde emekleme pozisyonunda durun. Dizleriniz tam onun ayaklarına denk gelsin. Ellerinizle de onun ellerini tutarak beraber ilerleyin. Onun sol ayağını sol dizinizle ittirirken, sağ elinizle de sağ elini ileri doğru uzatın ve önünüze bir oyuncak koyup ona ulaşın. Başarıyı takiben yine öpücüklerle kutlayın. Yürüme alıştırmaları için sırtını bir yere dayayarak veya bir koltuğa kollarıyla tutunarak ayakta durmasını sağlayın. Çok kısa süre (10 saniye gibi) durmayı başardığında her gün daha uzun sürelerle ayakta tutun. Tabii yine bol bol öpücük eşliğinde.

4. Elli Faliyetler: El ile yapılan çalışmalar hem dokunsal algısını geliştirir, hem onun kolayca kendi kendine oyalanabileceği bir aktivite haline gelir. Bebeğiniz karşınızdayken parmaklarınızı tam gözlerinin hizzasına getirip birer birer göstererek sayın. Beşe geldiğinizde avcunuzu yüzüne yaklaştırarak burnuna doğru dokunun. Sayıları sayarken kısa duraklar yapın, onun heyecanla bir sonraki sayıyı beklemesine izin verin. “Tel sarar” şarkısını el bileklerinizi çevirerek söyleyin. “Buraya bir kuş konmuş”la başlayan, birer birer parmakları avuç içine kapatarak ve son kalan parmaktan sonra da kucaklayıp öpülerek bitirilen oyunu oynayın.

5. “Ben Yarattım” Oyunları: Bebekler bir şeyi kendileri yaptıklarında hem çok mutlu olurlar, hem de kendine güven duygusunu pekiştirirler. Ev içinde odaların ışıklarını açıp kapamak, iki plastik bardağı birbirine vurarak ses çıkarmak, bir şeyi yere atıp onun çıkardığı sesi ve düşüşünü izlemek, basit müzik aletleriyle gürültü yapmak bu oyunlara sayabileceğim örnekler.

Eğer bu fikirleri sevdim, daha fazlasını okumak istiyorum derseniz şu iki kitaba bakmanızı öneririm. Doğrudan bir alıntı yapmasam da bu yazıdaki düşüncelerimin bir kısmını bu iki kitaba borçluyum.

Dokunmanın Mucizesi, Jean Liedloff

Bebeğinizin Gelişimi İçin Neler Yapabilirsiniz? Dr. Neslihan Kuloğlu Türker

*Tummy time: Bebeklerin yüzüstü yatırılması ve kafalarını kaldırarak alıştırma yapması.

Kardeş Kardeş Geçiniyoruz…

Kardeşlerin arasındaki ilişkiyle ilgili ikinci çocuğumun doğumundan önce bir araştırma yapmıştım, hala onun ekmeğini yemekteyim. Size de faydası olursa ne mutlu bana.

IMG_5574İki çocuklu hayatla ilgili öneriler:

Yenidoğan çok fazla ilgiye ihtiyaç duysa bile büyük çocuğunuzla baş başa zaman geçirmeye özen gösterin. Size bir şey söylemeye çalıştığında onu dinleyin. Onunla aranızdaki özel bağı hatırlatın.

Bebekle ilgilenirken büyük çocuğunuzu dışlamayın. “Benim bebeği beslemem gerekiyor, sana bu sırada bir şeyler okumamı ister misin veya yanımda uzanır mısın, film izleyelim mi?” gibi.

Büyük çocuğunuza onun ihtiyaçlarını önemsediğinizi gösterin. Mesela bebek ağladığında “Bebek çok ağlıyor, sen bekle,” demek yerine “Bekle bebekcik, abinin ayakkabısını bağlıyorum,” diyebilirsiniz.

Büyük çocuğunuz kardeşine yanlışlıkla vurduğunda ve onu ağlattığında onu susturması, sakinleştirmesi için biraz zaman verin. Böylece kendini sorun çıkaran değil, sorun çözen olarak görecek ve bu hareketi tekrarlamamaya yönelecektir.

Çocuklar arasında karşılaştırma yapmayın. Sadece negatif karşılaştırmalardan değil, övgü içerenlerden de kaçının. “Sen bebek gibi bezine yapmıyorsun, tuvalete gidecek kadar büyüdün,” diyerek onu övdüğümüzde aslında aralarında bir rekabet başlatmış oluruz. Bebek büyüyüp tuvaleti kullanmaya başladığında büyük çocuk için bir tehtid unsuru oluşur. Zira o her şeyi kardeşinden daha iyi yaptığına inandırılmıştır.

Çocuklarınızı belli bir rolle sınıflandırmayın. Daha sevimli olan, daha hareketli olan, daha zeki olan… gibi. Büyüyen çocuklar bu sınıflandırmaların hepsini belli dönemlerde sergilerler zaten.

Çocuklar onları eşsiz bir şekilde sevdiğinizi duymak isterler, ikisini de AYNI sevdiğinizi değil. Onlara özel oldukları konuları hatırlatarak sevginizi dile getirin. “Duygularını çok güzel dile getiriyorsun. Bunu benimle paylaştığın için çok mutlu oluyorum.” “Seninle lego oynamaktan çok keyif alıyorum.” “Sen benim bir tanecik …..’sın. Benim oğlum olduğun için çok şanslıyım.” gibi.

Kardeşler kavga edebilirler, anlaşamayabilirler. Bunu bastırmak yerine kabullenin. Hayatlarının devamında çok işlerine yarayacak önemli bir deneyim edineceklerini unutmayın. Bu kavgalar sayesinde sevdiğin birine kızgın olabileceğini, üzülebileceğini ve bunun daha az sevmekle ilgisi olmadığını anlayacaktır. Birbirlerine düşüncelerini söylemenin daha olumlu yollarını bulmalarına yardım edebilirsiniz.

“Dört aylık bebek oturtulmaz!” diyenlere gelsin bu yazı.

oturmaBebek büyütenler zaten henüz konuşamayan bir canlının isteklerini yerine getirebilmek gibi zor bir işle uğraşırken bir de bu işi çok iyi bildiğini zannedenlerin öğütleri ile kafaları daha çok karışıyor. Kendi iç seslerini duyamıyorlar ve bir süre sonra her denilene inanır hale gelip hurafelerin hala yaşamasına aracılık etmiş oluyorlar. Eğitimli, eğitimsiz bir çok insandan duyuyorum bu hurafeleri, hatta daha çok eğitimlilerden. Neymiş bebek 6 aydan önce oturtulmazmış, bir yaşından önce yere bastırılmazmış, kemikleri eğrilirmiş, omurgası zarar görürmüş, kucakta taşınan bebek alışırmış gibi daha birçoğu. Madem öyle biraz da bu hurafeler üzerine araştırma yapayım dedim.

Sava yakında beş aylık oluyor ve bir aydır çoğunlukla kucağımızda, bazen de yastıklarla destekleyerek oturuyor. Hatta ayaklarını yere bastırdığımızda adım atıyor ve bundan çok mutlu oluyor. Bunu görenler genellikle “O kadar küçük bebek oturtulmaz, yürütülmez,” gibi uyarılarda bulunmaktan kendilerini alamıyorlar. Ben Tuna’dan biliyordum, ama yine de tazelemek istedim bilgilerimi, bu konuyu biraz araştırdım. Bebekleri erken oturtmanın bir zararı var mı diye.

Bebeğin sırtı ve boyun kasları onu dik tutabilecek kadar güçlendiğinde kendi başına oturabiliyor. Bu da dört ila yedi ay arasında gerçekleşiyor. Dört aylık bir bebeğin kendi başına oturabilmesi için bundan daha önce de oturtuluyor olması gerektiğini tahmin edebilirsiniz. Yabancı sitelerde bebekleri erken oturtmanın olası zararlarıyla ilgili hiçbir kaynak bulamadığım gibi yeni doğan bebeklerin bile oturtulduğu, herhangi bir sorun teşkil etmediği, sadece bebekler için çok rahat bir pozisyon olmadığı için tercih edilmeyeceği gibi bilgilere rastladım. Yerli kaynaklara gelince, eskiden beri söylenegelen bu hurafenin d vitamini eksikliği ile çocuklarda görülen raşitizm kaynaklı kemik eğriliğinin erken oturtma veya bastırma ile açıklanmasından dolayı olduğunu gördüm. Raşitizmde zayıf olan kemikler herhangi bir zorlama olmasa da eğilecekken, bir de zorlamayla karşılaşıldığında daha da eğilebilir. Zamanında insanlar erken oturtulan veya yere bastırılan çocuklarda bu eğrilikleri görmüşler ve kemiklerin bu zorlamalarla eğilebileceğine kanaat etmişlerdir. Halbuki sağlıklı kemik yapısına sahip olan ve düzenli olarak d vitamini alan bebeklerde böyle bir durum olmaz.

Bebek açısından durumu ele aldığımızda, oturmaya hazır olan bebeğin bunun sinyallerini çok net verdiğini görebiliyoruz. Sava ana kucağında yatar pozisyonda duruyorken dik oturma pozisyonuna geçebilmek için kendini zorlamaya başladı. Yere inip ayaklarının üstüne basabilmek içinse neredeyse elzem bir ihtiyaç gibi ağlıyor. Yürütülmeye başladığında ise gülücükleri başlıyor. Tuna on aylıktı yürüdüğünde. Bunun için altı aylıkken başlamıştı bizim elimizden tutup yürüme çalışmaları yapmaya. İlk yürüdüğünde de herkes bacaklarının eğriliğini anlatıp durdu. “Erken yürüyen çocukların bacakları eğriliyor,” dediler. Halbuki bununla alakası yoktu. Tuna’nın bacakları şu anda hiç de eğri değil. Sadece bütün on aylık bebekler gibi anatomik yapısına uygun olarak parantez şeklinde bacaklara sahipti. Bizimki yürüdüğü için daha çok dikkat çekiyordu o kadar. Gelişimi ilerledikçe bu eğrilik kayboldu.

Konuyu araştırırken Dr.Kadir Tuğcu’nun hurafelerle ilgili bir yazısını buldum ve her cümlesine katıldığım için burada paylaşmak istedim.

# Annenin yediğine içtiğine karışılır, ekşi yerse ‘Ayşe’, tatlı yerse ‘Atlı’ doğacağına inanılır. Oysa cinsiyet babadan geçen ‘X’ veya ‘Y’ kromozomuna göre daha ilk anda değişmemek üzere tayin olmuştur.

# Bebek doğduktan sonra anneye bebeğini ‘üç ezan’ emzirmemesi söylenir. Böylece bebek 9-12 saat aç kalacak demektir. Bebeğin ‘hipoglisemi’ye girmemesi için doğar doğmaz emzirilmesi şarttır.

# Anneye ‘al basması’ olmasın diye altın takılır, kırmızı bezler bağlanır; yatağının altına süpürge, makas gibi cisimler konulur. Bu boş işlerin Allah’tan bebeğe bir zararı yoktur, gereksizdir. Al basması dedikleri durum ‘loğusa humması’ denilen mikrobiktir, antibiyotikler sayesinde artık görülmemektedir.

# Memeden gelen ilk ağız sütü denilen ‘kolostrum’ bebeğe verilmez ve toprağa atılır. Bunun sebebi ilk ürünün toprağa verilmesi ile bereketinin artacağı inancıdır. Çok tanrılı dinlerden kalmadır. Oysa ilk ağız sütü bebek için hayatidir, aşı görevi görür.

# Anne sütü sarılık yapar. Genellikle Anadolu hekimlerinin iddiası olup, literatürde sadece 1970’li yıllarda bir makale görebiliriz, hiçbir yerden desteklenmemiş ve ispatlanamamış bir tuhaf makaledir.

# Bebek, göbek düşene kadar yıkanmaz. Günümüzün ezberci tıbbına en güzel örnek budur. Eskiden ‘göbek tozu’ diye bir ilaç kullanılırdı. Bu durumdaki bebek suya girdiğinde bu tozlu sargı ıslanır ve etrafa çok kötü kokular yayılırdı. Artık ‘göbek tozu’ kullanılmadığı için, bebek ilk günden itibaren yıkanabilir.

# Banyoda bebeğin kulağına su kaçması diye bir şey yoktur, kulağa su dökülse bir şey olmaz.

# Meme veren anne çok su içerse sütünün sulu olacağına inanılır. Oysa annenin çok su içmesi gereklidir ama annenin sütü sulanmaz.

# Meme veren anne hamile kalırsa sütü bebeği zehirler. Yalandır. Sadece anne için zor bir durumdur.

# İlk 6 ay bebek oturtulmaz. Oturtulur veya bastırılırsa, ‘geğreği’ batar, kemikleri eğrilir. Böyle bir organ yoktur. Eski insanlar ‘raşitizm’le karşılaştıklarında bunun erken oturtma veya bastırtma sonucu olduğunu zannetmişlerdir.

# Bebek çok kucağa alınmaz, alınırsa kucağa alışır. Bu söz, annenin daha fazla ev işi yapabilmesi için söylenmiştir.

# Peynir, sucuk gibi gıdalar ekmeksiz yenirse kurt yapar. Burada gaye çocuğun pahalı gıdaları çok tüketmemesidir.

# Yazın yumurta yenmez. Afrika 12 ay yaz. Oralarda çocuklar hiç mi yumurta yemiyorlar?

# Kalaysız kaptan yemek yenilirse zehirlenme olur. Bakır kap zehirlemez. İyi yıkanmayan kap zehirler. Aynı zehirlenme alüminyum ve çelik tencerelerde de olur. Ayrıca, günümüzde çok yararlı denilerek bakır ihtiva eden ilaçlar satılıyor.

# Paslı çivi veya teneke tetanos yapar. Yapmaz. Tetanos, Tetanos basili ile olur. Bu bakteri de en fazla at ve diğer geviş getiren hayvanların dışkısında bulunur.

# Çiçek aşısı yapılmadan bebeklere çiçek koklatılmaz. Çiçek aşısı tarihe karışınca bu sözün de ne kadar boş olduğu anlaşıldı.

# Suçiçeği geçiren çocuk yıkanmaz, su değdirilmez. Banyo, suçiçeği kaşıntısının en iyi ilacıdır.

# Ateşli hastalık geçiren çocuğa et yedirilmez. Tam tersi, ateşli hastalık esnasında aşırı antikor yapımı için proteine çok ihtiyaç vardır.

# Pekmez kan yapar. Hayır yapmaz. Esasında hiçbir şey kan yapmaz, vücut kan yapar. Bunun için de hayvansal gıdalara ihtiyaç vardır. Eskiden Türkiye’de şeker fabrikaları yokken, reçel çok kıymetli idi ve evin efendisine saklanırdı, çocuklar heveslenmesin diye “Pekmez kan yapar, siz pekmez yiyin” derlerdi. Maalesef buna inanan doktorlar da vardır. Eski insanlar çocukların et, süt gibi pahalı gıdaları tüketmelerini pek istemezlerdi.

# 40. gün bebeklerin kırklanması. İçine altın atılmış su ile bebeğin 40 defa yıkanması. Hıristiyanların vaftiz merasiminden uyarlamadır, Türkiye dışında hiçbir Müslüman ülkede yapılmaz.

# Yoğurtla balık yenilirse zehirlenme olur. Olmaz. Bu da Musevi adetidir.

Dediğim gibi, her cümlesine katılıyorum. Bu hurafeleri yenmenin en iyi yolu bilgili olmak ve okumaktan geçiyor. Ayrıca yine altını çizerek tekrar tekrar söyleyeceğim, bebeğini anlayan ve kendi iç sesini dinleyebilen anneler zaten en doğru olanı yapacak şekilde hareket ediyorlar.

İki Çocukla Bayramda Ankara

Bayramda Ankara’ya gittik. Tek çocukla yaptığım Ankara ziyaretlerinden burada bahsetmiştim. İki çocuk olunca yol daha uzun sürmedi, hatta beklenenden daha kısa bile oldu. Tecrübeli anne sayılıyorum ne de olsa. Yine çocukları, özellikle de Tuna’yı önceden hazırlamanın büyük faydası oldu. Ankara’ysa neredeyse bir yıldır görmediğim halde pek değişmemişti. Ama algım her gidişimde daha farklı olduğundan şehir de benimle birlikte değişim geçiriyordu.

IMG_0530Yola çıkmadan önceki akşam kendimle gurur duyduğum bir şey hazırladım Tuna’ya. İstanbul’dan Ankara’ya giderken yolda göreceğimiz, bir çocuk tarafından fark edilebilir şeyleri çizerek bir harita hazırladım. Evden çıkışımız, gişelerden geçiş, İzmit Körfezi, fabrikalar, tüneller, mola yeri, renkli dağlar (sonbaharda Bolu Tüneli’ne yaklaşırken rengarenk ağaçların süslediği dağlardan bahsediyorum), bozkıra dönüşen ve giderek sararan manzara, minik evler ve anneanne, dede ve dayının resmiyle sonlanan yolculuğumuz. Tuna buna ne kadar sevindi anlatamam. Yol boyunca kıvırdığı haritayı elinden düşürmedi. Ama kendisini zorlamadıkça açıp bakmadı. Yine de yolun uzunluğunu algılaması ve sıkılsa da daha yolumuz olduğunu görebilmesi açısından faydalı oldu. Yolculuk yapacaklara kesinlikle öneririm. Hazırlaması da çok eğlenceli olmuştu benim için.

Sava’nın işi biraz daha zordu. Nereye gittiğimiz, ne kadar süreceği, neden sürekli araba koltuğunda oturduğu konusunda bir fikri olduğunu sanmıyorum. Fakat bütün yolu bir mola ve bir emzirmeyle, 5 saatte alabilmek büyük başarıydı hepimiz için.

Ankara’da iki çocuğumun da uyku düzeni değişmedi, hatta Tuna sabahları daha geç kalkmaya başladı. Sava sürekli yeni insanlar görerek meraklı yapısını iyice tatmin etti. Her gittiğimizde mutlaka hastalanıp dönerdik, bu sefer hepimiz biraz hasta gidince iyileşip dönmüş olduk.

hacıarifbeyAnkara’ya her gittiğimde Kuğulu Park’a mutlaka uğrarım. Bu sefer biraz hüsran oldu. Park yine çok güzel, kuğular, kazlar, duvar yazıları harika ama Sava bezini doldurunca soğukta girip bezini değiştirebilecek bir yer bulmak mümkün değil. Halbuki parkın ortasında bir restoran var. Ne yazık ki hitap ettiği kitleyi henüz anlayamamış bir mekan. Ankara’nın çocuk dostu olmayan bir şehir olduğunu düşünmek üzereyken annemin emeklilik yemeğini yemek üzere Hacı Arifbey’e gittik. Lokantada 4-5 tane büyük akvaryum var. Büyük bir havuzda da bir dolu kaplumbağa. Tuna “Buyası hayvanat bahçesi bigi,” derken hakkı vardı. Sonra oyun odasını görünce daha da sevindi. Çocuklar için özel tuvaleti, emzirme odası, alt değiştirme ünitesi de benim gönlümü aldı. Yemekler de güzel olunca çok büyük bir memnuniyetle ve her Ankara ziyaretimde uğrama kararıyla ayrıldık oradan.

tuna kuguluDöneli bir hafta oldu. Yolculuk sonrasında hep korktuğum düzen değişmesi durumunu yaşamamış olmanın sevinciyle iki çocuklu olarak da seyehat edilebileceğini göstermiş oldum kendime.