Mart Ayının En’leri

Müzik

I would understand…. ne güzel bir söz. Çok dinledik bu ay bu şarkıyı. Third Eye Blind-Jumper

Kitap

Tuna ve Sava: “Baybaaaarsssss…” diye geziyor bu ikisi evde. Sava “İmdaaat” kelimesini Baybars’tan öğrendi. Sava her gece mutlaka okutuyor bunu, Tuna da ezberledi, hatta geçen akşam o okudu kardeşine. Ankara yolculuğumuzu da kurtaran bir kitap oldu bu, defalarca okusalar da sıkılmıyorlar.

426040

426039

Oyuncak

Tuna ve Sava: Kuklalar. Çocukların kuklayla iletişimi başka oluyor. Kuklayı oynatanın kim olduğunu görseler bile onunla farklı bir paylaşım içine girebiliyorlar. Tuna kuklaya odasını gezdiriyor, “Burada uyuyabilirsin,” diye ev sahipliği yapıyor. Sava kız kuklayla aşk yaşıyor, “Aşkım” diyerek elinden tutup istediği yere götürüyor. Ona oyuncaklarını gösteriyor. Ayrıcaaa, kukla eğer bir şey yapmalarını isterse hemen yapıyorlar. Bu bazen çok işime yaradı.

Kukla

En Sevdiğimiz Cümleler

Tuna ve Sava: -Sana yok.

-Esas sana yok.

-Sana yok esas…

Yazar Anne: İkinize de var, biraz sabırlı olun.

Film

Tuna ve Sava: Bu ay Sava ne derse öyle oluyor gibi görünüyor bizim evde, ama abi bundan gayet memnun. Yeniden Arabalar izlemek onu hiç bozmuyor. Geçen aydan beri gündemdeki film budur.

cars-1

Yazar Anne: My Blueberry Nights. Oyuncular harika, kurgu süper, anlatım ve görüntüler muazzam. Yıllarca izleyeceğim ben bu filmi tekrar tekrar. Jude Law’ın “Annem, ben çocukken, onu kaybettiğimde olduğum yerde beklememi söylemişti. Sanırım hala böyle yapıyorum,” demesiyse aklımdan hiç gitmeyecek.

my_blueberry_nights_ver3_xlg

Nereye gittik?

Çok yere gittik bu ay ama en güzeli benim Tuna’nın okulunda yaratıcı drama dersi yapmamdı 🙂

drama tuna

 

 

 

 

 

Reklamlar

21 Aylık Çocuğunuzla Yapılabilecek 21 Eğlenceli Aktivite

Çocuklarla oyun oynamayı seviyorum. Keşke daha çok vaktim olsa, daha çok oynasam, bütün gün oynasam. Ne oynuyoruz, ne oynasak, kimler neler oynuyor derken bir liste çıktı bile. Buyurun, 2 yaşına yaklaşan çocuğunuzla yapılabilecek eğlenceli ve eğitici aktiviteler.

1. Hamur oynamak. Hala hamuru yeme olasılıkları var, o yüzden beraber oynayın. Siz delikler açın, o hamurla doldursun. Bunu yeni bulduk, eğlenceli.

barıs hamur

2. Su oyunları: Keşke mevsim yaz olsa diyecek durumdayız. Suyla oynamaya bayılıyor Sava. Birkaç bardak yetiyor onu oyalamaya. Doldur-Boşalt

3. Doğada keşif yapıp yaprak, dal, dökülen çiçek yaprakları toplayıp evde bunlarla resim yapmak.

4. Pipo temizleyicisinden (şönil) çöp adam yapmak.

images-4

5. Pipo temizleyicisine boncuk, makarna, sünger geçirerek kolye yapmak.

6. Renkli pipetleri delikli kutulara sokmaya çalışmak. Pringles kutusunun kapağını pipet geçecek şekilde birkaç yerinden delerek basit ama oyalayıcı ve faydalı bir oyuncak yaratabilirsiniz.

7. Pipetleri hamurla beraber kullanarak yaratıcılığınızı zorlayabilirsiniz. En basiti, pipete hamur toplarını dizmek.

8. Tuvalet kağıdı rulolarına top dizmek. Dik haldeki tuvalet kağıdı rulolarının üstüne çeşitli büyüklüklerdeki topları dizerek eğlenebilirsiniz. En çok da düşünce eğleniyorlar.

9. Posta kutusuna mektup atma oyunu. Bir kutuya kart genişliğinde kesik yapıp içine kartları birer birer atarak bu oyunu oynayabilirsiniz. Kartları evin değişik yerlerine saklayarak oyunu daha heyecanlı hale getirebilirsiniz. Attığınız kartların özelliklerine göre de oyun çeşitlenebilir.

barıs kartlar

10. Saklambaç.

11. Anne ya da babanın dizinin üstünde atla bir yolculuğa çıkmak. Burada bir hikayeyle çocuğunuzu bir yolculuğa çıkarırsanız ve yolculuk at üstünde gidiyormuş gibi bacaklarınızın üstünde zıplatarak olursa çok keyifli oluyor. Bu sırada istediğiniz öğretici bilgiyi ekleyebilirsiniz hikayenin içine. Ben bu sıralar at yavaş gidiyor, birden hızlandı diyerek ve ona göre dizimde zıplatarak zıt kavramları öğretiyorum. Arada bir çukura düşünce de kahkahalar atıyor.

12. Stickerla resim yapma. Resmi yapıyorsunuz ve bazı yerlerine sticker yapıştıracak şekilde yuvarlaklar çiziyorsunuz. Ufaklık da elindeki stickerları yuvarlakların içine yapıştırarak resmi tamamlıyor. Sticker seçimi ve yapacağınız resim sizin hayal gücünüze kalmış…

13. Özgürce boyama. Ikea’dan alabileceğiniz rulo kağıdı yere serip bütün boyaları koyarak çocuğunuzun özgürce resim yapmasını sağlayabilirsiniz. İster fırça kullansın, ister baskı, ister parmakları…

tb boya

14. Banyoda pinpon topunu suya batırma. Banyoda oynayabilecek çok oyun var ama bu en basit ve eğlenceli olanı. Pinpon topunu suya batırıp zıplamasını izlemek.

15. Puzzle yapmak.

16. Ev işleri. Bunları daha önce yazmıştım, şurada.

17. Kitap okumak. Bunu sorular sorarak daha eğlenceli ve etkin hale getirebilirsiniz. Köpek nerede? Köpek nasıl ses çıkarır?

18. Peluş oyuncaklar. Yumuşak oyuncakların çocukların duygusal yönünün gelişiminde rolü çok büyük. Bu oyuncaklarla gündelik rutininizi tekrarlayabilirsiniz. Şimdi yüzünü yıkadık, masaya otursun, yemek yedirelim. Şimdi bezini değiştirelim, uyusun, banyo yapsın… gibi.

19. Müzik aletleriyle zaman geçirmek. Perküsyon, marakas, gitar, flüt… artık ne varsa evde…

20. Değişik şapkalar takarak farklı duygu durumlarını ve karakterleri canlandırmak. Mutlu, üzgün, kızgın, komik, şaşkın. Ayna karşısında beraber yaparsanız çok eğleneceğinizi garanti ediyorum.

21. Serbest oyun. Bu en önemlisi. Çocuğunuz bir oyun başlattıysa ona dahil olup, hiçbir yönlendirme yapmadan oyunu onun yönetmesine izin vermek, ona eşlik etmek hem size hem de ona iyi gelecek. Kendine güveni ve yaratıcılığının artması için, özellikle yapamadığı şeyler yüzünden sıkça hayal kırıklığı yaşadığı iki yaş döneminde serbest oyun önemli.

Çocuklara Ölümü Jim Carrey’nin Gözünden Anlatmak…

18000298Jim Carrey’nin çocuklar için yazdığı kitabı duymuşsunuzdur. “How Roland Rolls” henüz Türkçe’ye çevrilmedi, fakat ben dayanamayıp edindim. Jim Carrey’i çok severim. Öyle severim ki canım sıkkın olduğunda, enerjim azaldığında açıp bir filmini izlerim. “Yes Man” en başta gelenlerden biridir. Kesinlikle işe yarıyor. Çocuk kitabında da benzer etkiyi bekliyordum. Kitabı elime aldığımda ne kadar haklı olduğumu anladım. Artık bir tane daha başucu kitabım var.

Tuna geçen hafta bir soruyla beni darmaduman etti. “Biz hiç ölmeyeceğiz di mi anne?” İki dakikalığına durun ve düşünün. Zaman algısı henüz olgunlaşmamış, “ölüm” kelimesini sadece oyunlarda kullanan, yakınında birinin ölümüne tanık olmamış 4,5 yaşındaki çocuğun bu sorusunu nasıl cevaplardınız? Benim iki dakika sürem bile yoktu yanıtlamak için ve “Hepimiz ölücez,” deyiverdim. Sustu ve devamını bekledi. “Hepimiz yaşlanıcaz ve ölücez. Bütün canlılar, hayvanlar, bitkiler ve insanlar yaşlanır ve ölür.” Birden ağlamaklı olan Tuna, “Ben yaşlanıp ölmek istemiyorum,” dedi. Sarıldım, “Haklısın üzülmekte, ama bu o kadar kötü bir şey değil.” O an içimden balkona kaçıp biraz düşünmek geçiyordu. Hazırlıksız yakalanmıştım. 5 yaşından sonra bekliyordum bu soruları ve henüz ne diyeceğimi bilmiyor, yanlış bir şey söylemekten korkuyordum. Arkadaşımın mevsimlerden bahsettiği geldi aklıma ve mevsimleri, ilkbaharı, kışı anlattım. Hayatın bir döngüsü olduğunu anlattım, ama pek işe yaramadı. Hatta “Biz de yeniden gelecek miyiz ilkbaharda?” gibi bir soruya dönüştü. “Öldükten sonra ne olduğunu bilmiyorum, Tuna. Ama bunu araştırabiliriz,” dedim. Böylece biraz zaman kazanacaktım. Tuna da bu araştırma fikrine çok sıcak baktı ve hemen kitaplarını getirmeye başladı.

How Roland Rolls ile böyle tanıştı Tuna. Daha önce okumamıştım ona. Çevirmek zor gelmişti. Ama bu kesinlikle tam zamanıydı. Kitaptaki uyumlu kelimelerin melodisinden mahrum bırakarak, Türkçe’ye çevirip öyle okudum. Roland bir dalga. Okyanusta arkadaşlarıyla mutlu mesut yaşarken bir gemi onu arkadaşlarından ayırıyor ve yalnız kalıyor. Büyük ve karanlık dalga onu yutup tekneye fırlatınca işler daha da kötüye gidecek sanırken birden Shimmer’la tanışıyor Roland. Aşık oluyor ve onunla beraber dalgalanarak geçiriyor günlerini. Birgün Roland, dalgaların sahile vurduklarında öldüğünü duyuyor. Dalgaların deniz kıyısında son bulduklarını öğrenmek onları korkutsa da karayı gördükleri gün Shimmer’la beraber dalgalanarak ilerlemeye devam ediyorlar. Kumlara çarptıklarında canlarının acıyacağını düşünüyorlar, ama sadece biraz gıdıklanıyorlar. Öncekinden çok farklı değil ama, bütün balıkların içinde yüzdüğü bir derinliği hissediyorlar artık. İyice derinlere indikçe aslında küçük dalgalar olmadıklarını, bu kocaman, derin okyanusun ta kendisi olduklarını fark ediyorlar. Daha önce tanıdıkları bütün dalgalar, hatta küçük damlacıkların bile orada, onları beklediğini görüyorlar. Sonra da ne kadar önemli ve özel olduklarını anlıyorlar. Her bir buz kübü, nehirler, havuzlar, hatta üzgün olduğunda akan gözyaşı bile aslında Roland. Eğer sen de büyük okyanustaki küçük bir dalga olduğunu düşünüyorsan, yanılıyorsun diyerek bitiyor kitap.

Tuna’nın kitabı tam olarak anladığından emin değilim, ama rahatladığını söyleyebilirim. Zaten Jim Carrey de kitabı bunun için yazdığını anlatıyor. Buradan izleyebilirsiniz. Konuşması, düşünmesi, cevaplaması oldukça zor bir konu. Üstelik söyleyeceğiniz her şey çocukta travmaya yol açabiliyor. Böyle hassas. Ölümü uykuya benzetsen, uyumaktan korkacak. Cennet desen hemen gitmek isteyecek. Anlatmaktan kaçınsan, korku oluşturacak. Bizim konuşmamız, ben hep senin yanında olacağım, merak etme, diyerek bitti.  Yeniden konuşmak isteyeceğini biliyorum. Bu yüzden araştırmalarım devam ediyor.

Jim Carrey kitabın önsözünde, çocuklara uyumadan önce kitap okuduğumuz anların bu dünyada cennete en yakın anlar olduğunu söylüyor. Kitabı yazarak bu anlara katkıda bulunmayı umuyor ve torununa ithaf ediyor. How Roland Rolls’a gelince, ölüme yaklaşımını çok beğendiğimi söyleyebilirim. Aslında birçok düşünceyi ve inanışı barındırıyor. “Hepimiz ölücez,” “Her şeyin bir sonu vardır,” diyerek yaşamaktansa bir soru işareti koyuyor son kelimesinin yanına.

The End?

Şubat Ayının En’leri

Müzik

“Bii ayyy en ci oooo…” diyerek hep bir ağızdan söylüyoruz.

Kitap

Tuna: Babası getirdi. “Press Here” aslında i Pad uygulaması gibi görünen interaktif bir kitap ( i pad uygulaması da varmış bu arada). Tuna okurken noktalara basıyor, alkışlıyor, kitabı sallıyor. Oldukça eğlenceli.

Chroniclebooks_presshere-e1300072860827

Kitabın bir de tanıtım filmi var.

Sava: Oğlumun Tuvalet Kitabı. Bayadır elinde bu kitap ve severek okuyor. Bu sıralar daha dikkatli inceliyor resimlerini. Yavaştan tuvalet olayına giriyoruz galiba.

c266-02-500x500

Yazar Anne: Kitap kulübünde okuduk Ursula K. Leguin’in Sesler kitabını. Yazarla ilk tanıştığım kitap oldu. Daha önce Mülksüzlere başlamaya çalışıp, becerememiştim. Bu kitaba da başlamak biraz zor oluyor. Olaylar neredeyse kitabın yarısını geçtikten sonra hareketleniyor ve ana karakterin kırıldığı an, son elli sayfada gerçekleşiyor. Yine de kitap bittiğinde okuduğuma çok sevindim. Savaşlar, ülkeler ve barış temennisini ele alış şekli, özellikle kadın gözüyle bir savaş kurgusu beni en etkileyen yerleriydi. Kitap bittiğinde katarsis yaşatmıyor oluşu okurda “olmamış bu” hissi verse de hemen arkasından “Neden olmamış?” sorusunu sorduğunuzda savaşla ilgili düşüncelerinize ayna tutulduğunu fark ediyorsunuz.

sesler-B25D-385F-759D

Oyuncak

Sava’nın Şimşek Mc Queen tutkusu oyuncaklara da yansıdı. Bunlarla yatıp kalkıyor diyebilirim. Tuna’nın da hoşuna gidiyor bu durum. Elinden geldiğince Sava’yla oynamaya çalışıyor.

carsoyuncaklarimattel16

En Sevdiğimiz Cümleler

Tuna: Anne, Barış televizyon izlemek istiyormuş.

Sava: Aku dede izle (Bunun Şimşek Mc Queen olduğuna kim inanır?)

Yazar Anne: Tamam çocuklar, merak etmeyin, şimdi halledicem.

Film

Tuna ve Sava: Sava 20 aylıkken başladı film izlemeye. İstediği tek şey, Arabalar çizgi filmi. Onu da sadece 15 dakika izliyor, sonra ayaklanıp başka şeylerle ilgilenmeye başlıyor ve ben bu olaya bayılıyorum. Tuna’yı televizyonun karşısından hep ben ayırıyordum, Sava’nın bunu kendiliğinden yapıyor olması durduk yere gerginlik çıkmasına engel oluyor. Son öğrendiğim bilgiye göre çocukların 20 dakikadan daha uzun süre ekrana bakmamaları gerekiyormuş. 20 dakikalık sürelerle en fazla 2 saat televizyon izleyebilirler. Hatta 2 saat bile çok bence. Dikkat dağınıklığının en önemli sebebi televizyon başında geçirilen saatler olarak açıklanıyor çoğu yerde.

cars-1

Yazar Anne: Hector And The Search For Happiness. Bu filmi çok sevdim. Mutluluğu incelemek için dünyayı dolaşmaya karar veren bir psikolog Hector. Zaten çatışmasını yukarıdaki cümleden çıkarabileceğiniz ve mutluluğa dair bilmediğiniz bir şey söylemeyen, ama izleyince size elinizdekilerin kıymetini hatırlatacak bir film. Etkisi oldukça uzun sürüyor. Bu sıralar kendini mutsuz hisseden varsa kesin izlesin.

Unknown

Yemek

Kereviz çorbası. Ben bu çorbanın bu kadar lezzetli olabileceğini tahmin edemezdim. İnternette bir sürü tarif var, ama kısaca şöyle diyeyim. Un, şehriye, süt ve kereviz birleşince ortaya enfes bir çorba çıkıyor.

Nereye gittik?

Karlı geçen günlerde genelde kendimi iyi hissederdim. Dışarı çıkmak ve kartopu oynamak, eve gelip soğuktan uyuşan ellerini kalorifer üzerinde ısıtmak, sıcak bir şeyler içmek, öğlen uyumak… Sanki bir ritüel gibiydi. Ama bu sene karın keyfini yaşamak çok zor oldu. Çocuklarla kartopu oynarken bile kendimi bırakamadım. Kar topu. Bunun bari anlamı değişmeseydi.

Her zaman olduğu gibi sonraki günlerde güneş açtı. Havada güneşi görünce hemen kendimizi Göksu’ya attık. Göksu Nehri’nde kano yapan sporcular vardı ve izlemesi keyifli oldu. Sonra martılar, karabataklar, kediler ve deniz. Çocuklarla gidilebilecek en güzel yer, hayatın aktığı yer.

Bir Çantadan Neler Çıkar?

Bir kadının çantası sadece eşyalarını taşıdığı aksesuar mıdır? Yoksa, içinde taşıdıklarıyla beraber kadını oluşturan bütün müdür? Birçok öyküde, romanda kadın kahramanın çantasıyla ilgili çeşitli durumlara rastlamışsınızdır ya da filmlerde. Bazı kadınlar, yanlarına tanımadıkları bir erkek oturduğunda, sıkıca sarılırlar çantalarına. Adamdan hoşlanıyorsa veya güvendiği bir adamsa, ikisinin arasında görürsünüz çantayı. İki kişilik otobüs koltuğunda kadın yalnız oturuyorsa, o çantanın koridora bakan koltukta durmaması, sadece çalınacak endişesinden mi gelir? Karanlık sokakta cüzdanına sıkıca sarılmış bir adam gördünüz mü hiç? Peki kadın neden sıkıca kavrar çantasının kulbunu? Çanta sadece çanta mıdır? Yoksa Freud’un dediği gibi çanta, kadının cinselliğini mi temsil eder?

annemin_cantasi

Sara Şahinkanat’ın şiirsel anlatımla zenginleştirdiği, okuması oldukça eğlenceli olan kitapları aynı zamanda çok derin anlamlar içerir. Daha önce “Kim Korkar Masallardan?” yazımda kendisinin bir kitabına derin dalış yapmıştım. Geçen sene elimize geçen Annemin Çantası kitabıyla ilgili yazmayı uzun zamandır düşünüyordum. Adını ilk duyduğumda anlamıştım, bu kitabın beni çok duygulandıracağını, hatta yerle bir edeceğini. Öyle de oldu. Bir kadın için hayatındaki en önemli değişiklik anne olmaktır sanırım. Bunu çanta üzerinden gösterebilmek, anlatabilmek de ustalık ister. Sara Şahinkanat, içinde makyaj malzemeleri, deodorant, sakız, takı, ipod, kulaklık, krem, lens kutusu içeren bir çantadan bahsetmiyor. Onun çantasında çocuklarının yedek kıyafetleri, yara bantları, öğle yemeği, süt ve kitaplar var. Ama merak etmeyin, “kadın anne olunca kendini unutuyor,” demiyor. Kitaplardan biri kendisi için (Sabahattin Ali’ye göz kırparak). Sadece önceliklerini sıralıyor. Bu kadarla da kalmıyor, zor bir durumla karşılaştıklarında, o çok önemli çantasını parçalayıp, faydalı bir şeye dönüştürmekten de çekinmiyor. Beni en çok etkileyen kısım da burası sanırım. Bir annenin çocukları için neler yapabileceğine dair, çok ince ve keskin bir anlatım.

Kitapta çanta, kadının anneliğini temsil ediyor. Bu temsili kafamızda daha iyi oturtmak için biraz geçmişe bakmak istiyorum. Çanta kadınların hayatına nasıl giriyor ve zaman içinde ne gibi anlamlar taşıyor? Çantanın tarihi üzerinden kadının tarihteki yerini anlamaya çalıştım.

1800 öncesinde torbalar ve cepler şeklinde olan çantalar, kadınlar ve erkeklerin sahip oldukları kıymetli şeyleri hırsızlardan korumaları için kullanılıyordu. Kadınlar bu keseleri gizlemek için eteklerinin içinde saklıyorlardı. Böylece kadının çantası, cinselliğinin bir sembolü haline geldi. Çünkü onun çantasını görebilecek bir erkek, onun çok yakını olmalıydı. 18.yy’ın sonlarına doğru çantalar (aslında bahsedilen, şu an kullanılan çantalar değil, retikül denilen küçük keseler) daha süslü, kıyafetlerle uyumlu olmaya başladığında kadınlar, kendilerini koruyabilecek silahları, çeşitli makyaj malzemelerini taşıdılar, ama paranın kontrolü erkeklerde olduğundan kadınların çantasında para bulunmuyordu. Çantanın dekorasyonu, kadının ailesinin zenginliğini gösteriyordu.

1800-1930 arası yıllarda, seyahatlerde kullanılmak üzere büyük bavullar taşınır oldu. Fakat bu bavullar halıdan yapılıyordu ve zengin-fakir arasında ayırım yapılmasına engel oluyordu. Nedense böyle bir ayrıma her zaman ihtiyaç olduğundan Louis Vuitton adında Fransız beyefendi bu açığı kapatacak bavullar yaptı. Sonra bunu daha küçük çantalar izledi. Yüksek sınıftaki kadınların ev dışında fazlaca zaman geçirmeleriyle çanta taşıma ihtiyaçları artınca Louis Vuitton’a birkaç tasarımcı daha eklendi ve  küçük, ama dayanıklı çantalar üretilmeye başlandı.

1930-1945 yıllarında sürrealizm akımı çanta tasarımlarında da etkili oldu. Dudak, şemsiye, ev şeklinde çantalar üretildi. 2.Dünya Savaşı sırasında fonksiyon, modanın önüne geçti. Çantalar giyim artıkları, saman ve iplikten yapıldı. Amerika bu durumdan pek etkilenmedi ve 1950’lerde timsah derisinden çantalar yaptı.

1960’lara doğru Avrupa’da çanta sektörü hareketlendi. Hermes ve Chanel gibi tasarımcılar ikonik çantalar üretmeye başladılar.

1960-1970’lerde kadının çantası, onun dünyadaki yerini sembolize edecek hale geldi. Omuzdan sallanan çantalar bu dönemde çıktı. Hippilerin özgür ve renkli olmasıyla daha serbest ve rengarenk tasarımlar yapıldı.

1970-1980 yıllarındaki feminist hareketlerde kadınlar, moda sektörünün ideal güzellik konusunda baskı yaptığı gerekçesiyle makyaj malzemelerini ve çantaları boykot ettiler. Bu dönemdeki çantalar daha sert hatlı, pratik ve sade oldu. Bunu takip eden yıllarda, tam tersi şekilde süslü ve gösterişli modeller üretildi, çünkü insanların hayatına disko kavramı girmişti. Ünlü markaların sahte çantaları ilk olarak bu dönemde çıktı.

1980-2000 arasında kadınların iş hayatında yükselmelerinin kıstası oldu çantalar. Kariyer basamaklarını tırmanan kadınlar, bunun göstergesi olarak pahalı, şık ve büyük çantalar kullanmaya başladılar. 2000’lere doğru maneviyatın öne çıkmasıyla daha küçük, baget modellere yönelim oldu.

Günümüze kadar gelen süreçte çantalar statüye, döneme ve kadına bakış açısına göre değişse de tek bir özelliği hep sabit kaldı: Çantalar kadınların gizemini her zaman saklı tuttu.

Aslında çanta, bir kadının sadece kişiliğini değil, niyetini de belli eder. Çantasına bakarak o kadının nerede yaşadığını, nasıl bir karakteri olduğunu, kendini nasıl görmek istediğini ve hayallerini tahmin edebilirsiniz. Bir çantaya bakıp bütün bu bilgileri nasıl anlayacağım, diyorsanız kadınları anlamanın kolay olmadığını hatırlatmak isterim. Ona gerçekten bakmanız gerekir.

Bir annenin çantasına bakan Sara Şahinkanat’a, çizimleriyle artık ekip olduklarını düşündüğüm Ayşe İnan Alican eşlik ediyor. Karakterlerin kıyafetlerine ve saçlarına hayran kalıyorsunuz. Oldukça gerçekçi başlayan hikayenin şaşırtıcı bir sona gideceğinin ilk belirtisi oluyor çizimler. Annenin, çocukları iki yanına alıp ağaç gölgesinde kitap okuduğu sayfadan sıcacık bir huzur yayılıyor içinize. Çantanın tarihini incelerken hiç bahsedilmeyen annelik halini kitabına taşıyan yazarımıza çok teşekkür ediyorum. Kalbime dokunan kaleminden çıkacak yeni kitabını da dört gözle bekliyorum.

Bizim evde, kitapta bahsi geçen çantanın bir adı var. “Atta Çantası.” İçindekilerse kitapta bahsedilenlerden az değil. Bu çantayı her gün özenle hazırlamak ekseriyetle keyif aldığım işlerden biri. Özellikle de eksiksiz hazırlamayı becerebilmişsem.

Son not olarak bu kitaptan güzel bir etkinlik çıkabileceğini eklemek istiyorum. Çanta şeklinde hazırladığınız kağıdın üzerine çocuğunuzla dergilerden kestiğiniz objeleri yapıştırıp keyifli vakit geçirebilirsiniz.

Yazıyı hazırlarken yararlandığım kaynaklar:

http://www.pursepixie.com/purse-history/

http://www.nytimes.com/2006/02/26/style/tmagazine/t_w_1037_1038_talk_freud_.html?pagewanted=all&_r=0

İnsanlar çantalarına neler koyuyor, diye merak ediyorsanız aşağıdaki linkleri öneririm.

http://www.nerve.com/photo-features/travis/whats-in-your-bag

http://whats-n-yourbag.tumblr.com

Ahlak ve Disiplin Üzerine Bir Yazı

Yazacak çok şey var. Ama ben ahlak üzerine bir yazı yazacağım.

Gander ve Gardiner’in “Çocuk ve Ergen Gelişimi” isimli kitabından faydalanarak hazırladım yazıyı.

Kohlberg’in ahlak gelişim kuramı, insanlarda ahlak gelişimini altı evreye bölmüş.

1.Evre – Bağımlı Ahlak: Bu evrede kişinin doğruyu yapma nedenleri cezadan kurtulmak ve otoritenin üstün gücü olarak açıklanır. Benmerkezci bakış açısına sahiptir, başkalarının düşüncelerini dikkate almaz, iki bakış açısını ilişkilendiremez. Eylemlerini başkasının psikolojik çıkarları açısından değil, fiziksel olarak düşünür.

2.Evre – Bireyselci Ahlak: Kurallara uymak konusunda çıkar ilişkisi gözetir. Herkesin farklı çıkarları olduğunu bilir, bu yüzden çatışmaları, göreli fikirleri fark edebilir. Ahlak anlayışında eşit bir değiş-tokuş, bir anlaşma ve pazarlık gözetir.

3.Evre – Kişiler Arası Karşılıklı Beklentiler Doğrultusunda Ahlak: Kendisine yakın insanların (ana, oğul, arkadaş) beklentisine uyar. “İyi olma” önemlidir. Kendini başkasının yerine koyabilir, ama genel bir bakış açısına sahip değildir.

4.Evre – Toplumsal Sistem ve Vicdan Ahlakı: Toplumun bakış açısını kişiler arası anlaşmadan, güdülerden ayırır. Rolleri ve kuralları tanımlayan sistemin bakış açısını benimser. Bireysel ilişkileri sistemdeki yeri doğrultusunda ele alır. Yasalara, değişmez toplumsal kararlara uyum gösterir.

5.Evre – Yararlılık ve Bireysel Hakları Gözeten Ahlak: İnsanların değişik değerlere ve kanılara sahip olduğunu bilir. Bütün insanların haklarının korunması ve herkesin huzuru için yasalara uyar ve yasalara ve yasa oluşturmaya karşı bir sorumluluk alır. Yaşam ve özgürlük kavramlarının çoğunluk görüşü ne olursa olsun her toplumda geçerli olması gerektiğini bilir.

6.Evre – Evrensel Ahlak: Kendi seçtiği ahlak ilkelerini izler. Bu ilkeler, evrensel adalet ilkeleridir. İnsan haklarının eşitliği ve bireysel kişilerin onuruna saygıyı gözetir. Kendi seçtiği ahlak ilkeleri çoğu zaman genel toplumsal ahlak değerleriyle aynıdır. Eğer aynı değilse, kendi ilkelerini sürdürür. Toplumsal düzenlemelerin türetilmesi gerektiğini bilir. Ahlakın doğasını ve bireyin kendi içinde sonlu olduğunu bilerek akılcı bir ahlak anlayışı gözetir.

Peki insanlar normal şartlarda hangi yaşlarda hangi evrelerde oluyor, dersek;

9 yaşından küçük çocuklar: 1 ve 2. Evre

Ergen ve Yetişkinler: 3. ve 4. Evre

Az sayıda yetişkin: 5. ve 6. Evre ( Bu evrelere 20 yaşından önce ulaşılamıyor.)

Bu kuram, ayrıca 1. ve 2. evrede kalan erişkinlerin çoğunun suçlulardan oluştuğunun altını da çiziyor.

Evrelerde üst aşamalara doğru ilerleme şu şekilde işliyor:

Çatışmanın ortaya çıkışı—->Akıl yürütmede yol açtığı değişiklikler—->Çözüm

Bu konuda anne-baba ve öğretmenin etkisi deyince de işin disiplin boyutu geliyor. Burada kitabın farklı bir bölümünden yararlandım. İki yaklaşım var.

1.Olumsuz Yaklaşım: Kötü davranışlarda bulunan çocuğa ceza verilir. Ceza fiziksel, sözel veya psikolojik olabilir. Bu yaklaşımın dezavantajları: Başkasının yanında davranışı devam ettirme, yalan söyleme, sevilmediğini hissetme, ilgi çekmek için kötü davranışlarda bulunma.

2.Olumlu Yaklaşım: Çocuğun uygun davranışı üzerine odaklanılır ve pekiştirilerek gelecekte bu davranışını yineleme olasılığı arttırılır. Olumlu yaklaşımda sonuç almak oldukça uzun sürebilir, çocuk adım adım doğru olana doğru yönelir. Bir davranışın kazanılması için her başarı anında olumlu bir geri bildirim vermek gerekir. Bu davranış yerleştikten sonra ise ara sıra pekiştirilerek kalıcılığı sağlanır.

Pekii nasıl olumlu yaklaşımı uygulayacağız, bu çocuk o kadar yanlış hareket yapıyor ki, uyarmadan nasıl tutacağım kendimi, doğruyu yapmasını bekleyene kadar sabır taşına mı dönüşeceğim, diye düşüneniz varsa, kitap şöyle yaklaşmış konuya:

Disiplinle ilgili olumsuz yaklaşıma yönelme alışkanlığı oldukça yaygındır. Çünkü uygunsuz davranışlar sıkça gürültülü, rahatsız edici ve dikkat çekicidir, onu derhal durdurmak zorunda hissedersiniz. Ayrıca olumsuz yaklaşımda çabuk sonuç alınır. Olumlu yaklaşımsa fazla sabır gerektirir, hemen etkili olmaz, ama uzun dönemde daha iyi sonuç verir. Olumlu yaklaşımda olumsuz bir davranışın etkisinden, o davranışı başlamadan önce değiştirmeye çalışarak, önlem alarak, yaratıcı bir biçimde engelleyerek kurtulabilirsiniz. Olumlu yaklaşım, anne babaları ve öğretmenleri, çocuk karşısında daha iyi gözlemci olmaya iter. Sonuçta aralarındaki iletişim daha güçlü olur.

Yazının tamamı, bahsettiğim gibi tek kaynaktan derlediğim bilgilerden oluşuyor. Aslında Kohlberg’in ahlak kuramı eğitim bilimlerinde ders olarak işleniyor anladığım kadarıyla. Keşke daha geniş bir alana yayılabilse.

Keşke ahlak düzeyi daha yüksek bir toplum olabilsek. Belki o zaman Özgecan hala yaşıyor olurdu. Üzgünüm.

Ocak Ayının En’leri

Müzik

Hayde Gidelum-Kazım Koyuncu

Sava, bu şarkıyı bir yerden gitmek istediğinde söylüyor, çok komik. Tuna da Sava kadarken bayılırdı bu şarkıya, hala dinliyoruz arada.

Kitap

Tuna: Sakar Cadı Vini’nin Maceraları. Tuna’ya hediye gelen serinin birkaç kitabı, kısa sürede en çok okunanlar arasına girmeyi başardı.

seker-cadi2

Sava: Elmer 1 yaş. Elmer’la tanışmanın iyi bir yolu. İçindeki karşıtlıklar, canlandırma açısından çok renkli ve Sava, ben taklit ettikçe kahkahalar atıyor.

Kitap_3693266

Yazar Anne: Orhan Pamuk-Kafamda Bir Tuhaflık. Kitap henüz bitmedi, son sayfalara yaklaştım. Elimde tuttuğum eserin yıllar sonra şaheserler arasında olacağına eminim. İstanbul’un çarpık kentleşmeyle boğuştuğu bir dönemi anlatan Pamuk, Mevlut’un tuhaflığını olduğu gibi geçiriyor okura. Aşk’ta kısmet mi niyet mi önemli, sorusunu da aklımın bir yerine iliştiriyor.

kafamda-bir-tuhaflik

Oyuncak

Tuna: Ben 10 Oyuncaklarıyla oynuyor Tuna. Halbuki hiç izlemedi çizgi filmini. Karakterler açısından oldukça ilginç ve zengin bir hayal gücü ürünü olduğu belli olan oyuncaklar hakkında pek yorum yapmak istemiyorum ben. Oynuyor işte.

evim-ben10-disney-pixar-oyuncak-figur-23-7475.

Sava: Mutfak Oyuncakları. Evet artık dayanamadım ve Sava’nın da bir mutfağı oldu. Benim tencereler kurtuldu mu, işte orasını bilemiyorum.

IMG_2790

En Sevdiğimiz Cümleler

Tuna: Ankara’ya ne zaman gidicez?

Sava: Meme, yok… (Emzikten bahsediyoruz.)

Yazar Anne: Hadi gelin kurabiye yapalım.

Film

Yazar Anne: Bu ikisi hala konuşuyor. Hem de artık evli, çocuklu olmalarına rağmen. Bu filme başlamadan aslında hatırlamak için ilk iki filmi de izlemek gerek. Böylece sanki aradan yıllar geçmemiş gibi oluyor ve bir ilişkinin ilk gününden evliliğe doğru ilerleyişini izleyebiliyorsunuz.

large_9mc3ylGVYEswBZpQvZLOKTAvTES

Yemek

Kurabiye

Nereye gittik?

Ankara. Angry Birds gösterileri, Ufo Müzesi.