10 Adımda Zaman Yönetimi

liste_liste.pngBu konuyu uzun zamandır ele almayı düşünüyordum. Öncelikle elbette kendim için. Çünkü son günlerde “Zamanım yok!” cümlesini çok sık kullanmaya başlamıştım. Eğer siz de kendinizi yetemiyor, yetişemiyor gibi hissediyorsanız zamanınızı yöneterek hayatı yakalayabilirsiniz.
Zaman dediğimiz aslında sabit bir değer. Herkesin bir günde 24 saati var ve bu değiştirilemeyen bir gerçek. Fakat her gerçeklik gibi bunda da bakış açısının getirebileceği farklılıklar olabiliyor. Nasıl ki üzgün zamanlarda saat yavaş ilerliyor, neşeli anlarda zaman çabucak geçiyorsa, bir güne doldurabileceğimiz şeyler de kişiden kişiye değişebiliyor.
Benim her günüm dolu dolu geçiyor. Boş oturduğum bir an bile yok diyebilirim. Buna rağmen hala o güne sığdıramadığım şeyler oluyordu ve kendimi yetersiz hissediyordum. Artık zamanı biraz esnetmenin vakti gelmişti. Adım adım nasıl bir yol izledim:
1. Listelemek: Önce bir gün boyunca yaptığım işleri liste yaptım. Sonra yapmam gereken işleri liste yaptım.
2. Akan saatleri hesaplamak: Her bir iş için ne kadar vakit harcadığımı hesapladım. Bu çok önemli bir aşama. Sıkıldığımız için çok uzun sürdüğünü sandığımız bazı işler aslında ne kadar az zamanımızı alıyormuş, bunu görmek beni çok şaşırttı. (Zamanın bazı durumlarda yavaş akmasına örnek olsun:) Ayrıca “Vaktim yok, sonra yapayım,” diye geçiştirdiğim işin aslında sadece iki üç dakikamı aldığını farkedip ertelemekten de vazgeçtim.
3. Günün en verimli zamanını belirleyin: Herkesin kendine göre bir biyolojik saati ve enerjisinin yüksek olduğu bir saat dilimi var. Çocuklu insanlar için bu saatler sanırım sabah saatleri oluyor. Ben efor isteyen ve sıkıcı işleri öğleden önce yapmam gerektiğine karar verdim. Böylece daha yorgun hissettiğim öğle sonrası zamanları keyifli işlere ayırarak daha verimli oldum. Bir de çocuklar uyuduktan sonra asla ev işi yapmak istemiyorum. Film ya da dizi izlemek, kitap okumak, yazmak, sohbet etmek, telefonla konuşmak gibi aktiviteleri akşama bırakıyorum. Bu yüzden de günün erken saatlerinde birçok işi halledersem zaten akşama yapılacak ev işi kalmıyor.
4. Planlamak: Günlük yapılacak işleri planlayıp yazdım. Ayrıca haftalık yapılacak işler listesi de oluşturdum. Plansızlık insana çok zaman kaybettirebiliyor. Plan yapmak aynı zamanda kararsızlığın da önüne geçiyor. Kararsızlık anları genelde su gibi geçerken bir bakmışız hiçbir işi bitirmeden zihnimizi yormuşuz sadece.
5. Odaklanmak: Zaman yönetimi  iyi bir odaklanma gerektiriyor. Yaptığımız işi eğer dikkatimizi tamamen o işe vererek yaparsak hem iyi hem de kısa sürede yapacağımız tartışılmaz. Tabii bazı işlerde bu odağı iki şey için de kullanabiliriz. Mesela yemek yaparken bulaşık makinası boşaltmak, mutfağı toparlamak gibi. Odağımız böyle işlerde daha geniş açıdan çalışmak zorundadır. Mutfağı toplarken yemeği yakma olasılığı odağımızı geniş açıdan kullanmaya alıştığımızda giderek daha da azalacak.
6. Ertelememek: Yaptığım planı uygularken erteleme problemiyle karşılaşmıyorum. Fakat çocuklu bir evden bahsettiğimizde plan dışı bir sürü iş daha çıkıyor. Planı yaparken bunlar için fazladan zaman bırakmak gerekiyor. İşte bu gibi durumlarla karşılaşınca erteleme dediğimiz illetle boğuşmak zorunda kalabiliyoruz. Ertelemenin kendimizi kandırmak olduğunu unutmayalım. İşler anında yapıldığında iş olmaktan çıkıyor. Ertelenen her şey ise kat kat büyüyor ve ertesi günün planına eklenen yeni bir iş haline geliyor. Bu yüzden o anda yapacağız işleri.
7. İşleri küçük bölümlere ayırmak: En sevmediğim işleri üç-dört parçaya bölüp öyle yapınca daha kolay geldi. Haftalık yapılması gereken işleri de bölebildiğim kadar günlere böldüm. Böylece sıkıntı veren bir temizlik günü psikolojisinden çıkıp evi sürekli temiz tutma gibi daha ılımlı ve olumlu bir hedef belirledim.
8. Ödüllendirmek: Her bitirdiğim işten sonra kendime ödül verdim. Ödül bazen bir kahve, bazen bir öykü, bazen çocuklarla çılgın bir oyun oynamak veya dans etmek oldu. 15-30 dakikalık molalar bana çok iyi geliyor. Eskaza ödül niyetine internete takılırsam o yarım saat yetmiyor ve hep eksik kalma hissiyle bırakıyorum. İnternette gezinmeyi akşam saatlerine bırakıyorum. Onda da mutlaka bir süre koyuyorum kendime. Zaman hırsızı diyebilirim bilgisayar ve akıllı telefonlara.
9. Hayır diyebilmek: Zamanımız bize ait ve bunu kullanırken yeri geldiğinde hayır diyebilmemiz gerekiyor. Ben bazı işleri yaparken ve çocuklarla oynarken telefonumu sessize alıyorum. Bazen unuttuğumda Tuna bana hatırlatıyor, “Anne oyun oynarken telefonla konuşmak yasaktı,” diyor.
10. Sürprizlere hazır olun: Zamanı böylesi planlı kullanıyor olmak, hayattaki güzel sürprizleri kaçırmamıza neden olabilir. Bu yüzden bu planı sadece kendimiz için hazırladığımızı unutmuyoruz. Yeri geldiğinde o gün hiçbir şey yapmayıp gönlümüzce bir gün de geçirebiliriz. Sadece ertesi günün planı biraz şişebilir.
Güzel şeyler:
Akşam yatmadan önce çocuklarla beraber topluyoruz evi. Ev toplamak dediğimiz şey bazen çok eğlenceli bir oyun olabiliyor. Böylece hem onlar uyuduktan sonra oyuncak toparlamak zorunda kalmıyorum, hem sorumluluk almalarına yardımcı oluyorum.
oyuncak toplama
Ben yemek yaparken çocuklar benimle mutfakta oluyorlar. Sava çoğunlukla yemek için kullandığım malzemelerden birini kemiriyor, Tuna da hazırlık kısımlarında bana yardımcı oluyor. Sonra da masada yapılacak aktivitelerle yanımda kalmaya devam ediyorlar. Hatta sebze kabuklarını yaptıkları resimlere ekliyoruz. Bana göre yemek yapmak çoğul bir eylem. Öyle olduğunda güzel oluyor.
sebze kafa
Küçük bir temizlik seti aldım oğlanlara. Ben evi temizlerken onlar da o minicik süpürgeleriyle ortalıkta dolanıyorlar.

Reklamlar

Çalışmayan Anneye Dair

Bu fotoğrafın benim için anlamı çok büyük. Evet, gooool!

Gol

Tuna doğduğundan beri aktif olarak iş hayatında değilim. Kariyerimin belki de en tatlı yerinde ara verdim bu yükselişe. Nasılsa kaldığım yerden yakalarım derken işler pek düşündüğüm gibi gitmedi ve beş yılımı verdiğim Tüp Bebek Sektörü benim için sona ermiş oldu. Sava’nın hayatımıza gelmeye karar verdiğini öğrendiğim gün, uzun bir süre daha iş hayatına dönemeyeceğimi anlamış oldum.

Geçenlerde Blogcu Anne’nin “Onca sene çocuk bakmak için mi okudun?” yazısını okuyunca benim de bu konuda söyleyeceklerim var, dedim. Bu, aslında yıllardır yaşadığım anlamsız diyaloglara bir cevap niteliği taşıyor. Evet bunca sene okudum, master, doktora derken epey dirsek çürüttüm ve evet şu anda çocuklarıma kendim bakıyorum. Çünkü öyle istiyorum. Onların yavaş yavaş şekillenen kişiliğinde olumlu katkılar sağlayabilmek adına, tez araştırmaları yapar gibi gecelerce okuyorum. Tuna hassas bir çocuk. Bu hassasiyetini dengeleyebilecek, dışa vurmasını ve bundan çekinmemesini sağlayacak birçok bilinçli girişimde bulundum ve şu anda kendine güveni çok yüksek bir çocuk haline geldi. Sava daha 14 aylık olmasına rağmen sinirli bir yapıya sahip. Onun için tehlikeli olan bir şeyi elinden aldığımızda kendini yerlere atacak kadar sinirleniyor. Okuyorum, araştırıyorum ve bu sinirinin karakterine olumsuz bir şekilde yerleşmemesi için nasıl davranmam gerektiğini öğreniyorum.

Evet, belki eleştirel bir gözle söyleyecek olursak tez yazar gibi çocuk büyütüyorum. Fena mı yapıyorum, bunu zaman gösterebilir. Ama bana doğru geleni yapıyorum. İçime sineni. Çocuklarımı ben büyütmeseydim, bir bakıcı bulmam gerekiyordu. Ailevi şartlarımız bunu gerektiriyordu. Ben biliyorum ki bakıcıya bu bilgileri anlatsam bile onun uygulaması zor olacaktı. Çünkü insan annesi değilse bir çocuğu ağlatmayı göze alamıyor. Gerek duymuyor. Sava birçok şeyi benim dışımdaki kimselerden ağlayarak istemeye başladı bile. Üstelik ağladığında istekleri yerine getiriliyor. Ama benimle iletişim kurduğunda ağlamak çok kısa süreli bir yoklama çalışması oluyor sadece. Çabucak sakinleşip durumu kabullenebiliyor.

Peki ben çalışmazken kendimi nasıl hissediyorum acaba? Çocuklarımı kendim büyütmeye karar verirken bu konuda bu kadar çok eleştiri alacağımın farkında değildim elbette. Çünkü ben zor bir karar veriyordum. Onlar için kariyerimi bırakıyor, sosyal hayattan kopuyor ve geri dönmeye hazır olduğumda bana yolun başındaymışım gibi davranacak iş hayatına meydan okuyordum. Bu konuda çok az kişinin beni kararımdan ötürü takdir ettiğini söylemek zorundayım. Hatta son dönemde iş arayışlarına başlamam için baskılar bile olmaya başladı. Yazık onca seneye çünkü. Peki bir senecik daha geç başlayacağım bu kariyer bana gerçekten şu anda kazanacaklarımdan daha çok şey verebilir mi?

Blogcu Anne’nin yazısına yine dönecek olursak, kendisi kaynak vermemiş ama çok önemli bir çalışmadan bahsetmiş.

“Geçenlerde, eğitimli kadınların anne olduktan sonra çalışma hayatından bile isteye çekilmesiyle ilgili bir yazı okudum. Anne olduktan sonra kariyerini noktalayıp/ara verip çocuğuna bakmaya başlayan bunca kadının iş hayatından çekilmesinin ekonomik ve bilişsel kayıp olarak görüldüğünü, halbuki bu eğitimli kadınların çocuklarıyla birebir vakit geçirmelerinin ve onlara annelik yapmasının çok kıymetli olduğunu anlatıyordu yazı… Nerede okuduğumu hatırlamıyorum, bulursam paylaşacağım.”

Birazcık da bu açıdan bakılabilse keşke işlerini çocuklarını büyütmek için bırakan annelere. Evet bunca sene iyi ki okumuşum ve iyi ki çocuklarımı kendim büyütebilme şansına sahibim.

Bunu lütfen çalışan annelere karşı bir yazı olarak yorumlamayın. Bu süreçte hiç çalışmadığım için onlar hakkında tek satır yazacak bilgim ve öngörüm yok. Bu sadece bana yönelmiş yorumlara karşı, bana dair bir savunma yazısı. İçimi döktüm işte. Şimdi tekrar baştaki fotoğrafa bakıyoruz. Evet, goool!

Çalışsan da çalışmasanda hep yapacak bir işin var


İş hayatıma bir süre ara verdim. Ücretsiz izin, ücretli izin derken bayadır çalışmıyorum. Ama buna çalışmamak denirse. Geçen gün kendimi şöyle yakaladım. Ütüyü çalıştırdım, “hem ütü yapayım hem de Friends izleyeyim,” dedim, ütü tankındaki su ısınana kadar odadan laptopı alıp Friends’i açacakken tuvalete de gitmem gerektiğini farkedip “laptopı tuvalete mi götürsem, o sırada bilgisayarın açılması ve diziyi bulup izlemeye hazır hale getirme işini hallederim,” dedim. Sonra “dur!” dedim kendime. “Sakin ol.” Tuna uyuyorken beni bir kamera kaydetse, izlerken hızlandırılmış halde izlediğinizi sanarak afallayabilirsiniz. Nedir bu acele, ne olur işler yetişmese? Bir de bu döngünün neresine iş hayatı girecekti acaba?