Eskiden Çocuk Büyütmek

Bu hafta Ankara’daydık. Baktım ki mevsim normalleri diye bir şey kalmamış, karın yağacağı yok, düştük yollara. Önceki ziyaretlerimizde yolculuktan, gezdiğimiz yerlerden bahsediyordum, ama bu sefer anneannemde geçirdiğimiz iki günden ve eski zamanlardan söz etmek istiyorum. Anneannem dört çocuğunu ve ben dahil olmak üzere dört torununu büyüttü. Şimdi de torun çocukları gelip onu ziyaret ettiğinde her şeyin nasıl da değiştiğini konuşuyoruz.

ananem2

Tek odalı bir evde yaşıyorlarmış yeni evlendiklerinde. Üç kızını da bu evde doğurup büyütmüş. Yemeği, banyoyu, misafir ağırlamayı ve uyumayı hep bu odada yapıyorlarmış. Beş kişilik ailesi bir küçük dolaba sığacak kadar kıyafetle yetinebiliyormuş. Hiç zor değildi, diye anlatıyor. Perde yıkasam bir perde, halı yıkasam bir halı. İş dediğin de ev gibi küçücük kalıyor şimdiki telaşelerin yanında. Çocukları nasıl oyalıyordun, diyorum. Onlar kendilerine bir meşgale buluyorlardı. Leğeni çıkarıp odanın ortasına koyuyordum, çamaşırları yıkarken onlar da oturup yanımda ufak mendilleri çiteliyorlardı, bayağı yardımları oluyordu, diyor. Pek misafir gelmiyordur herhalde, diye soruyorum. Bırak üç çocuğu, tek çocuklu evlere bile giderken çekiniyoruz ya, aman zorluk olmasın, zahmet vermeyelim, düzenleri bozulmasın, diye. Her akşam ya biz gideriz, ya bize gelirler, kim erken davranırsa, diyor. Gittikleri evde de mutlaka birkaç çocuk oluyor ve büyükler sohbet edip, oyun oynarken ya da dans ederken  onlar da şarkı söyleyerek bazen büyükleri eğlendiriyorlar, bazen de bir köşeye çekilip evcilik oynuyorlar. Küçük teyzem pijamanın tek bacağına girip, öbür bacağı arkasında kuyruk yapıyor, elinde mikrofonla sahne yapıp şarkı söylüyormuş mesela. Uyku saati diye bir şey yok zaten. Uykusu gelen olduğu yere sızıyor, diğerleri büyükler yatak serip uyuyana kadar bekliyor. Peki zor olmuyor mu üç çocukla misafir ağırlamak ya da evden çıkmak, diye düşünüyorum. Yürüyerek gidiyorlardır, insanlar birbirinden o kadar uzakta oturmuyorlar o zamanlar. Evde kalırlarsa televizyon yok, sıkılacaklar. Sohbet etmek en büyük ihtiyaç zaten. Her akşam birine gitmek su içmek kadar alışıldık ve önemli. Yemeği yaparken çocuklar da yamacında. Mutfak odadan ayrılan bir aralıkta. Ayrı bir oda sayılamayacak kadar küçük. Bir tencere yemek pişiyor, büyüğünden küçüğüne herkes için. Yine aynı odaya, yere serilen bir sofra bezi üzerine kurulan tepside yiyorlar yemeklerini. Yemeyen, sofradan kaçan, üstüne başına döken oluyor mu, diyorum. Bunlar çocuk, tabii öyle olacak, diyor. Büyük teyzem her sofrada olay çıkarırmış. Kavga edecek bir şey bulup küser, sedirin altına kaçarmış. Anneannem en sonunda zorla yedirirmiş. Çocukla ilgili benim en çok kafa yorduğum, sayfalarca yazılar okuduğum konuların çoğuyla ilgili yorumu, “Çocuk işte,” oluyor. Bu cümleyi duymak benim içime serin bir su serpiyor. Sizin gibi çocuk büyütseydik dört beş çocuk yapamazdık, diyor, haklı. Şimdi neden bu kadar zorlanıyoruz, sadece çocuk konusunda değil, hayat konusunda da sıkıntılarımız var. Halbuki imkanlarımız çok daha zengin. Sorun nerede, dedik ve artık eşyaya hizmet ettiğimize karar verdik. Dolaplar dolusu kıyafetleri yıkamak, ütülemek bütün bir akşamı alabiliyor. Bu sene yazlık-kışlık kıyafetleri kaldırmak için tam iki gün uğraştım mesela. Bunların çoğunu giymediğimi düşünecek olursak durum gerçekten vahim. Çocukların oyuncakları konusuna hiç girmeyelim zaten. Aile hayatlarımızın ayrı ayrı odalara bölünmesi, temizlik denen olayı bütün günü alabilecek bir iş haline getiriyor. Rahat edebilmek için aldığımız bütün eşyalar, bir süre sonra rahatımızı kaçıracak işler olarak dönüyor bize.

ananem

Tek odada yaşamak gerektiğini savunmuyorum elbette. Sadece bu kadar almak üzerine kurulu bir yaşantının bize faydadan çok zarar getirdiğine dikkat çekmek istedim. İstanbul’a döndüğümde bu konuyla ilgili bazı değişiklikler yapacağım evde. Çok yorulduğum, çocuklarla baş edemediğimi hissettiğim zamanlarda ise eski fotoğraflara bakıp bir odada her gece kurulan yatakları, sabah güneşinin perdenin arkasından sızıp yan yana yer yatağına dizilmiş çocukların üstüne düştüğünü, yer sofrasının etrafına dizilip bağdaş kurmuş minik bedenleri, cıvıl cıvıl şarkı söyleyen çocuk seslerinin dört duvarda yankılanmasını hayal edip o sesleri duyabilmek için gözlerimi sımsıkı kapatıp bekleyeceğim.

7. Ay için Ek Gıda

Sava ile ek gıda serüvenimize tanıklık etmek isterseniz, bizde durum şöyle.

ıhlamurSabah: Elma, zencefil ve ıhlamur kaynatıyorum, onu içiyor. Hastalığı hala tam atlatamadık, bu karışım öksürüğe iyi geliyor. Henüz kahvaltıya geçmedik, 8.ay bitince geçeceğiz.

püreÖğlen: Sebze püresi. Mevsim sebzeleri ve pirinç veya irmikle hazırlıyorum. Her seferinde en fazla üç sebzeyi karıştırıyorum. Çok karışık olursa damak tadının oluşmayacağına inanıyorum. Birbirine çok yakışan ikililer şöyle:

Balkabağı-Patates

Ispanak-Havuç

Yer elması-Havuç

meyve püresiAra: Meyve. Çoğunlukla armut. Elma veya günkurusu kayısı

frischer Apfelmus / fresh applesauceAkşam: 4 undan suyla hazırladığım muhallebi. Mısır unu, tam buğday unu, yulaf ve pirinç unu. Bazen de tuzsuz hazırladığım bizim çorbalardan içiyor.

Anne sütünü aralarda ve yatmadan önce almaya devam ediyor.

Gece uyanmaları hastalık sebebiyle biraz fazla. Her seferinde emmek istiyor. Hastalığı iyice atlatana kadar bu konuya müdahale etmiyorum.

Tuna’nın Oyuncakları

Tuna hep oyuncağa doyan bir çocuk oldu doğduğundan beri. Gerek gelen hediyeler, gerekse bizim kendimizi tutamayıp aldıklarımızla evde en az on çocuk büyütecek kadar çok oyuncak var. Fakat bunların çoğunluğu kalabalık yapmaktan başka bir işe yaramıyor. Ben de  artık oyuncak seçerken çoğunlukla eğlenceli ve bizi uzun süre oyalayabilecek olanlarını seçiyorum. Ama bazen düşündüğüm gibi olmuyor, çok güzel oynarız diye aldığım oyuncak Tuna’nın hiç ilgisini çekmeyebiliyor. Bu yüzden son zamanlarda bolca oyuncakçı geziyoruz. Bütün oyuncaklara bakıp beraber inceliyoruz. Çoğu zaman hiçbir şey almadan çıkıyoruz ve oyuncak günü olarak belirlediğimiz günde tekrar gidip karar verdiğimizi alıyoruz. Bu yöntemle daha faydalı oyuncaklar alabildik. Tuna da biraz sabırlı olmayı öğrendi diyebilirim. Ama şunu söylemem lazım, Tuna hiçbir zaman oyuncak için tutturan, ağlayan bir çocuk olmadı (birkaç uyku öncesi kriz anı dışında), bu yüzden her çocuk üzerinde denemeyin bu yöntemi, diye uyarmak isterim. Boşuna gerginliğe sebep olmak istemem. Oyuncakları daha etkin kullanmanın bir yolu ise onları saklamak ve üzerinden birkaç hafta (duruma göre değişir) geçtikten sonra ortaya çıkarmak. Yeniymiş gibi oynuyoruz bir heves. İşte üç yaşından beri Tuna’nın en çok oynadığı ve eğlendiği oyuncaklar:

1. Lego:

7346cTuna’nın hem kendi başına, hem de bizimle en uzun süre oynadığı oyuncağı legoları. Büyük parçalı olanlarla başladık, şimdi çok küçük parçalara kadar geldik. Özellikle ev ya da araba yapacaksa kitapçığındaki talimatları takip ederek kendisi yapabiliyor. Bu sırada sayılarla ilgili algısını çalıştırıyor, renkleri pekiştiriyor, motor becerilerini geliştiriyor. Role playing oyunları için de ideal bu legolar. İtfaiye, ambulans, polis ve uçak, araba, ev gibi uzun süre oynanabilen modellerini öneririm.

2. Sök-Tak Oyuncaklar:

a8950_SUN-WNR-K.BLD.HAVA-ALANI-SETi-40PRc.2AST.12CM

Biz bunun şimdilik sadece uçak olanını aldık. Setin başka oyuncakları da var. Uçağın kanatları, tekerlekleri demonte ve setin içinden çıkan tornavidası ile çocuk kendisi monte ediyor. Diğer küçük parçaların da bir kısmı demonte. Tuna hepsini bir güzel vidalıyor. Sonra sıra oynamaya geliyor. Hostese bavulumuzu teslim ediyoruz, bavul önce tartılıyor, sonra uçağa taşınıyor. Yolcular yerleşince uçak havalanıyor. Bunu tekrar, tekrar ve tekrar yapıyoruz hiç sıkılmadan.

3. Oyun Hamuru:

animals

Pastacılık setleriyle çok eğlensek de aslında karakter yapıp onları konuşturma şeklinde daha çok oynuyoruz. Tuna ister kitaptaki bir karakteri, isterse hayali birini kendisi yaratıp canlandırabiliyor. Hamur oynarken ben de çok eğleniyorum ve başından kalkmamız epey uzun sürüyor.

4. Arabalar:

hotwheels

Elbette erkek çocuğunun vazgeçilmez oyuncağı arabalar. Arabaları bazen yollar yapıp orada, bazen garajlı bir oyun yapıp sıraya dizerek, bazen birbirleriyle konuşturarak, bazen de yarıştırarak oynuyoruz. Geçenlerde bir oyun daha keşfettik, arabalar koltuğun üzerine yanyana dizilir, her oyuncu bir tane araba seçer ve o arabayla sıradaki arabalara vurup koltuktan aşağı düşürmeye çalışır. Eğer kendi araban da yere düşmezse, yere düşürdüğün bütün arabalar senindir. Kim kazanmış kısmını da alınan arabaları yan yana dizerek beraber sayıyoruz, her eğlencenin içine mutlaka bir “anne unsuru” eklemiş oluyoruz böylece. Favori markamız Hot Wheels. Öyle çılgın modeller var ki oyuncakçı gezerken mutlaka bir hot wheels sepetine bakıyorum.

5. Dokulu Resimler:

ayva kız

Bu aslında geçenlerde denemeye başladığımız ve çok keyifli bulduğum bir oyun. Resim yapmaya bu sıralar epey merak salan Tuna’yı daha da heyecanlandıran bir aktivite. Özellikle meyve saaatinde soyduğumuz meyve kabuklarından çeşit çeşit şeyler yapılabilir. Biz en son bu ayva saçlı kızı yaptık. Bu örnek çeşitlendirilebilir. Bana bu konuda ilham veren fikir Javier Perez‘den geliyor.

Şimdilik bu listeye burada son verelim, ama devamı gelecek diyelim.

Bütün bebişlere, küçük beylere ve prenseslere, annelere ve babalara bol oyunlu ve eğlenceli bir yıl dilerim.

Yeni Yıl Süslemeleri

Kreşe gitmeyen, üç buçuk yaşında bir oğlunuz varsa, evde bol bol aktivite yapmak gerek. Yoksa işler ipad ve televizyona sarar. Sonunda anne de çocuk da gergin olur. Biz bu hafta yılbaşı ağacını çıkardık, geçen seneki süsleri taktık, ama bu sefer hem kendimiz bazı süsler yapalım, hem evi de süsleyelim, dedik. Böylece hiç televizyon izlemeden, çok ama çok az Angry Birds Go oynayarak (ama oyun daha yeni çıkmış, ne yapsaymışız) bütün haftayı geride bıraktık. Elişi çalışmalarımızı bol bol fotoğrafladım, sizi onlardan oluşan bir sergiye davet ediyorum.

Kocaman Bir Kar Tanesi:

Büyük kar2

Büyük kar3

Yıldız Kar Süsü:

Yıldız Kar1

Yıldız Kar2

Kar Tanesi:

Kar2

Kar

Kardan Adam:

Kardanadam

Balerin:

Balerin

Kar Tanesi:

Kar katla1

Kar katla2

Aynı Odada Uyumak

aynı yataktaBu hafta gündemimiz Sava’yı abisinin odasına taşımaktı. Sava uykusu çok derin olmayan bir bebek. Bu yüzden bizim odada sıkça uyanıyordu biz girip çıktıkça. Eninde sonunda iki kardeşi aynı odada yatıracağım için bu süreci biran önce başlatmak istedim. Kafamda iki kardeş aynı odada uyumalı mı sorusu hiç oluşmadı, o yüzden bu konuyu araştırmadım. Bana göre aynı odada uyumak ikisi için de yararlı bir paylaşım. Araştırmalarım daha çok bu süreci doğru planlayabilmek adınaydı. İşte bulduklarım;

“Öncelikle büyük çocuğun kardeşiyle ilişkisi gözlenmeli. Saldırgan davranışlar sergiliyorsa aynı odada yatırma fikri bir süre ertelenebilir.” Tuna kardeşine karşı saldırganlık göstermiyor.

“Bebek geceleri daha uzun uyumaya başladığında büyük çocuğun odasına taşınmalı.” Buradaki esas sebep çocukların birbirinin uykusunu bölmemesi. Tuna’nın uykusu ağır olduğundan gece boyunca iki kere uyanan Sava’nın sorun yaratmayacağını düşündüm.

“Büyük çocuk, bebeğin anne ve babanın bakımına ihtiyaç duyduğunu bilmeli. Bir durum olduğunda size haber vermesi gerektiğini anlamalı ve bu durumu uygulamaya geçirebilmeli.” Tuna’ya bunu sıkça öğütlüyorum. O da ‘Sava’nı emziği düşmüş’, ‘Sava uyanmış’ gibi cümlelerle herhangi bir müdahalede bulunmadan bana haber verdiği için bu maddeyi de geçiyoruz.

“İkisini yalnız bırakıp aralarındaki iletişime bakmalı, büyük olanın kardeşiyle yalnızken neler yaptığı gizlice kontrol edilmeli.” Tuna Sava’yla yalnız kaldığında genelde onunla ilgilenmiyor. Eğer ortamda biz varsak ilgisi Sava’ya kayıyor. Yine de aynı odayı paylaşmaya başladıkları ilk günlerde gözler sürekli üstlerinde olmalı.

“Uykusu ağır olan önce yatırılırsa aynı saatte uyutmak zorunlullulğu ve zorluğu ortadan kalkabilir.” Bizde bu durum biraz farklı işleyecek gibi görünüyor. Sava hem daha erken uyuyor, hem de uykusu daha hafif. Tuna’yı da Sava’yla aynı saatte yatırabilirim, ama Tuna’nın öğle uykularını bırakması gerekebilir bu durumda. Henüz bu kararı veremiyorum, ilerleyen günlere bakacağız.

“Aynı oda içinde çocukların ikisine de ayrı alanlar yaratmak gerekir. Özellikle de büyük çocuğun bu değişikliğe uyum sağlaması için.” Bu maddeyi şöyle örneklemişler, iki ayrı yatak, iki ayrı dolap gibi. Şimdilik bizde durum böyle. Ama Sava büyüdüğünde ayrı oyun alanları yaratmak faydalı olabilir.

“Öğle uykuları için farklı bir düzenleme yapmak gerekebilir.” Ben Sava’nın gündüz uykularını zaten evin en sessiz olan odasında olacak şekilde ayarlıyorum. Bu bazen yatak odası, misafir odası, salon olabiliyor. Tuna ise öğle uykusunu kendi yatağında alıyor. Bu düzende bir değişiklik yapmak gerekmeyecek. Ama ikisi de aynı anda ve aynı odada öğle uykusuna geçseler, tadından yenmezdi tabii.

“Beyaz gürültü (White noise) denilen sesler gece uykusuna aynı odada yatacak kardeşler için faydalı olabilir, böylece çıkardıkları sesler yüzünden birbirlerini uyandırma olasılığı düşer.” Ben Tuna’yı iki yaşından beri okyanus dalgası sesiyle uyutuyordum. Sava buna henüz alışmamıştı. Yeni düzenlemeyle onun hayatına da girdi okyanus sesleri. Umarım o da sever.

An itibariyle iki gecedir aynı odada uyuyorlar. İlk gece Sava iki kere uyandı. Tuna bunların hiçbirini duymadı. Tuna sabah uyandığında Sava bizim yanımızdaydı, başbaşa kalmadılar. Bundan sonraki geceler nasıl geçecek bilmiyorum, ama ben beş aydan sonra uyumadan önce yatağımda kitap okuyabildiğim için çok mutluyum.

7 Aylık Ayrıntılı Rutin

Gece 5 civarı uyanıp emiyor, sonra sabaha kadar uyuyor, sabah kaçta kalktığını hiç bilmiyorum çünkü sesi çıkmıyor. Ben 9 gibi uyandığımda yatağın bir kenarında bir şeyleri kemirirken buluyorum onu. Çoğu zaman gece boyu hiç değişmeyen bezi kocaman şişmiş ve dışarı çiş sızdırmış oluyor. Islanıyor üst baş.. Ama keyfi yerinde. Altını değiştirdikten ve yeni kıyafetini giydikten sonra yürüyerek mutfağa gidiyoruz beraber. Yolda birkaç şeye takılıyor ama güzelce adım atarak yürüyor. Sonra beraber kahvaltı ediyoruz. Bazen rezene çayı, bazen ıhlamur eşliğinde anne sütü, hipp bisküvi, labne, pekmezden oluşan karışımı afiyetle yiyoruz. Ben yerken onun eline bir ekmeğe labne sürüp veriyorum, kemiriyor. Benim yemek yemem onu çok etkiliyor zaten. Kahvaltı bitince elini yüzünü yıkayıp salona geçiyoruz. Salonda yere yorgan serdik, üstüne de oyun halısı. Onu orada bırakıyorum, ben mutfağı toplamaya girişiyorum. 11 gibi uykusu geliyor. Kahvaltıda da çok yedirmediğimi düşünüdüğüm için emzirerek uyutuyorum. 2. memeyi emerken uykuya dalıyor. 12 gibi uyanıyor, meyvesini, d vit ve demirini veriyorum bu arada. Sonra yine oyun. Arada anneanne ve dedeye bağlanıyoruz msnden. 2’de sebze saati. 3 gibi uykusu geliyor. İyi yediyse emmeden emzikle uyuyor. Az yerse emerek. 4.30-5 gibi uyanıyor. Emziriyorum. Sonra yine oyun zamanı. Bu arada parka da gidiyoruz. 7 gibi pirinçli mama veya çorba. 8 gibi banyo, sonra hikaye ve uyku. Eğer açsa hikaye kısmını meme alıyor. Gece 1 gibi, bazen de 3 gibi uyanıyor. İşte 24 saatlik döngümüz bu sıralar böyle.

7 Aylık Rutinimiz

7-8-9  gibi uyanma (duruma göre değişiyor)
Uyanır uyanmaz emiyor, sonra kahvaltı ediyor.
10.00-10.30 veya 11.00 uyku (bu uyku kısa ama çok kıymetli)
11.00 Meyve
13.00 Sebze (et ilave ederek)
14.00-16.00 Uyku Bazen 15-17 de oluyor ama 2 saat uyuyor. Arada gürültü filan olur da uyanırsa geri uyutuyorum.
Uyanınca emiyor
19.00 Çorba veya muhallebi
21.00 Emerek gece uykusu
Gece 2-3 kere emmek için uyanıyor.

Bizde düzen böyle…