Çocukların Beyniyle İlgili Harika İpuçları

Çocuğunuzun Beynine Hoşgeldiniz…

İki haftadır ara ara okuduğum kitaptaki vurucu cümleleri not etmiştim. Birçoğu beni o kadar çok şaşırttı ki, sizinle paylaşmadan edemedim. Esas faydayı kitabı alıp okuyarak göreceğinizi söylemeye gerek yoktur sanırım. Benim yazdıklarım denizde kum taneleri…

zeka_ve_hafiza

  • Hergün en az iki saat açık havada vakit geçiren çocukların görme yeteneği daha keskin oluyor.
  • Bir çocuğun yetişkin kadar iyi görebilmesi dört yılı buluyor.
  • Çocukları bir rock konserine götürmek kalıcı duyma bozukluğuna yol açabilir.
  • Yaşamlarının ilk yıllarında yeterince dokunulmayan bebeklerde gelişme geriliği görülebilir.
  • Bebeğin doğduğu andaki ilk isteği karnını doyurmak değildir, annesi tarafından kucaklanmak, dokunulmaktır.
  • Çocuğa yemeği bitirmesi için ödül olarak tatlı vermeyin. Tatlı, yediği yemeğin tadını olduğundan daha kötü hissettirir. Böylece çocuk  o yemekle kötü bir ilişki kurar. Hatta yemeği sevmesini istiyorsanız, vereceğiniz tatlıyı yemekten hemen önce verin. Çok önce olmasın, o zaman da karnı doyar.
  • Çocuğa bir yerde hareketsiz durmasını söylerseniz en fazla bir dakika durabilecektir. Eğer ona bir bekçi olduğunu, kapıyı korumak için burada beklemesi gerektiğini söylerseniz uzun süre durabilecektir. İşte oyunun sihirli gücü.
  • Bilgisayar oyunlarındaki şiddet, çocukların diğer kişilerin acısına karşı duyarsız olmasına neden olabilir.
  • İki yaşından önce elektronik dünyayla tanışmak çocuğun doğal gelişim sürecine zarar verir.
  • Okul öncesi dönemde kendinden daha büyük bir kardeşle yaşamak, çocuğun zihnini daha hızlı olgunlaştırabilir.
  • Bebeği taşımak için bebek arabası kullanmak yerine kendi bedenlerine bağlayan annelerin bebeklerinde daha sağlıklı bir anneye bağlanma görülür.
  • Çocuk iyi bir şey yaptığında onun bu davranışını, yani yaptığı şeyi övün. Çocuğun kendisini övmek, ileride başarısızlıkla baş edebilmesini zorlaştırabilir.
  • Evdeki kitap sayısının fazla olması, çocuğun okuma yeteneğini arttırır.
  • Çocuğunuzu överken yaptığı şey ve beklentiniz konusunda açık ve net konuşun.
  • Konu dil öğrenmek olduğunda, erken başlamanın yeri doldurulamaz.

Kaynak Kitap: Çocuğunuzun Beynine Hoş Geldiniz.

Yazan: Sandra Aamodt – Sam Wang

NTV Yayınları

7. Ay için Ek Gıda

Sava ile ek gıda serüvenimize tanıklık etmek isterseniz, bizde durum şöyle.

ıhlamurSabah: Elma, zencefil ve ıhlamur kaynatıyorum, onu içiyor. Hastalığı hala tam atlatamadık, bu karışım öksürüğe iyi geliyor. Henüz kahvaltıya geçmedik, 8.ay bitince geçeceğiz.

püreÖğlen: Sebze püresi. Mevsim sebzeleri ve pirinç veya irmikle hazırlıyorum. Her seferinde en fazla üç sebzeyi karıştırıyorum. Çok karışık olursa damak tadının oluşmayacağına inanıyorum. Birbirine çok yakışan ikililer şöyle:

Balkabağı-Patates

Ispanak-Havuç

Yer elması-Havuç

meyve püresiAra: Meyve. Çoğunlukla armut. Elma veya günkurusu kayısı

frischer Apfelmus / fresh applesauceAkşam: 4 undan suyla hazırladığım muhallebi. Mısır unu, tam buğday unu, yulaf ve pirinç unu. Bazen de tuzsuz hazırladığım bizim çorbalardan içiyor.

Anne sütünü aralarda ve yatmadan önce almaya devam ediyor.

Gece uyanmaları hastalık sebebiyle biraz fazla. Her seferinde emmek istiyor. Hastalığı iyice atlatana kadar bu konuya müdahale etmiyorum.

6 Aylık Bebekle Yapılabilecek Aktiviteler

Bebek ve çocukların, hayatı oyunlar üzerinden öğreniyor olmasını, günümüz insanının hareketsizlikten yakınıp kendini spor salonlarına atması durumuna benzetiyorum biraz.

                            Early-man

İlkel toplumlarda, kimse egzersiz filan yapmaya gerek duymuyordur herhalde. Zaten hayatlarını vücutlarını kullanma becerisiyle kazandıklarından oldukça sağlıklı ve güçlü oluyorlardır. O dönemde büyüyen bebek ve çocukları düşünürsek kimse onlara “Haydi bakalım, tummy time*…!” filan demiyordur. Ya da cee, uçtu uçtu gibi oyunlar da gerçekte karşılaştıkları deneyimlerin yanında basit kalıyordur. Çünkü ilkel toplumlarda anne bebeğini kucağında taşıyor, normalde yaptığı bütün işleri yapmaya devam ediyor ve ona hayatla ilgili en iyi örneği, kendi yaşantısını veriyor. Oyunla öğrenmek bizlerin, yani bedenlerinden çok zihinlerini kullanan neslin çocuklarına özgü bir durum. Bizler ebeveyn olarak çalışma hayatlarımızın içine çocuklarımızı dahil edemediğimiz gibi, evde geçirilen vakitlerde bile bebeği veya çocuğu dışlayarak ya da tam tersi bütün günü bebekçe, çocukça oyunlar ve aktivitelerle geçirerek onlara yapay ama güvenli olduğunu düşündüğümüz bir ortam hazırlıyoruz. Bütün bunlar eleştirel bir yaklaşım olsa da bunu doğrulttuğum kimse yok. Bu, dünyanın ilerleyiş şekliyle böyle oluşmuş, kolay kolay da değiştirilemeyecek bir yaşam tarzı.

Bebekler ise hala o ilkel yaşam tarzına ait ihtiyaçlarla dünyaya geliyorlar. Yeni doğduklarında bile uyutmak için ayakta dolaşmanızı talep ediyorlar. Bizim üstümüze düşen de onların bu ihtiyaçlarını karşılayabilecek aktiviteler sunmak. Lafı bu kadar uzattıktan sonra özetle maddeleyeyim, 6 aylık bir bebekle yapılabilecek aktiviteler:

1. Ev İşleri: Bu, bebeğin boyun kaslarının güçlenmesi, dengesini sağlayabilmesi, yürümeye hazırlık yapması açısından hem görsel, hem de fiziksel açıdan çok yararlı bir aktivite. Ayrıca bunu zaten her gün yaptığınız için ayrıca bir zaman ayırmanıza bile gerek yok. Bebeğin güvenliğini yabana atmadan, bütün işlerinize onu da dahil edin. Ocağa yemeği koyarken onu nasıl sakındığınızı izlesin. Bıçakla bir şeyler keserken bıçağın keskin kısmına elinizi değdirmediğinizi görsün. Yerden bir şeyler toplarken eğilip kalktıkça üzerindeki farklı baskı noktalarını hissetsin ve dengesini her şartta kaybetmemeyi öğrensin. Eğer çok zor göründüyse bebeği kendinize bağlayarak iki eliniz boşta daha rahat edebilirsiniz. Mesela ben sleepy wrap kullanıyorum.

2. Cee: Nesne devamlılığını kavramaya başladıkları bu dönemde her şeyle cee oynayın. Kıyafetlerini giydirirken, oyuncaklarla oynarken, onu mama sandalyesine oturttuğunuzda bir görünüp bir kaybolarak, yüzünüzü avuçlarınızla veya bir mendille açıp kapatarak. Oyuncağını bir örtünün altına saklayın, ilgisi dağılmadan “Oyuncağı neredeymiş, aa buradaymış,” gibi cümlelerle oyunu renklendirin.

3. Hareket Zamanı:

tuna sava 6 aylık bebek destekle veya desteksiz oturabilir, yuvarlanabilir, kısa süreli ayakta durabilir. Bunlar her bebeğe göre değişiklik gösterdiği için (mesela bizim Sava destekle oturabilse de asla yuvarlanmıyor, yattığı yerde öylece yukarı bakıyor, ama ayakta durmaya bayılıyor) zamanı geldiğinde bazı destekleyici hareketlerle gelişimine yardımcı olmak gerekebilir. Bebeği sırt üstü yere veya yatağa yatırın. Siz de yanında oturup yuvarlanması için onu sözel olarak destekleyin. Yuvarlanarak size doğru gelirse kucaklayıp öpün. Eğer gelmezse yüzüstüne ve tekrar sırt üstüne çevirerek “Yuvarlan,” deyin. Emekleme ve sürünmeye destek için bebeğinizi yere yatırın. Siz de üstünde emekleme pozisyonunda durun. Dizleriniz tam onun ayaklarına denk gelsin. Ellerinizle de onun ellerini tutarak beraber ilerleyin. Onun sol ayağını sol dizinizle ittirirken, sağ elinizle de sağ elini ileri doğru uzatın ve önünüze bir oyuncak koyup ona ulaşın. Başarıyı takiben yine öpücüklerle kutlayın. Yürüme alıştırmaları için sırtını bir yere dayayarak veya bir koltuğa kollarıyla tutunarak ayakta durmasını sağlayın. Çok kısa süre (10 saniye gibi) durmayı başardığında her gün daha uzun sürelerle ayakta tutun. Tabii yine bol bol öpücük eşliğinde.

4. Elli Faliyetler: El ile yapılan çalışmalar hem dokunsal algısını geliştirir, hem onun kolayca kendi kendine oyalanabileceği bir aktivite haline gelir. Bebeğiniz karşınızdayken parmaklarınızı tam gözlerinin hizzasına getirip birer birer göstererek sayın. Beşe geldiğinizde avcunuzu yüzüne yaklaştırarak burnuna doğru dokunun. Sayıları sayarken kısa duraklar yapın, onun heyecanla bir sonraki sayıyı beklemesine izin verin. “Tel sarar” şarkısını el bileklerinizi çevirerek söyleyin. “Buraya bir kuş konmuş”la başlayan, birer birer parmakları avuç içine kapatarak ve son kalan parmaktan sonra da kucaklayıp öpülerek bitirilen oyunu oynayın.

5. “Ben Yarattım” Oyunları: Bebekler bir şeyi kendileri yaptıklarında hem çok mutlu olurlar, hem de kendine güven duygusunu pekiştirirler. Ev içinde odaların ışıklarını açıp kapamak, iki plastik bardağı birbirine vurarak ses çıkarmak, bir şeyi yere atıp onun çıkardığı sesi ve düşüşünü izlemek, basit müzik aletleriyle gürültü yapmak bu oyunlara sayabileceğim örnekler.

Eğer bu fikirleri sevdim, daha fazlasını okumak istiyorum derseniz şu iki kitaba bakmanızı öneririm. Doğrudan bir alıntı yapmasam da bu yazıdaki düşüncelerimin bir kısmını bu iki kitaba borçluyum.

Dokunmanın Mucizesi, Jean Liedloff

Bebeğinizin Gelişimi İçin Neler Yapabilirsiniz? Dr. Neslihan Kuloğlu Türker

*Tummy time: Bebeklerin yüzüstü yatırılması ve kafalarını kaldırarak alıştırma yapması.

“Dört aylık bebek oturtulmaz!” diyenlere gelsin bu yazı.

oturmaBebek büyütenler zaten henüz konuşamayan bir canlının isteklerini yerine getirebilmek gibi zor bir işle uğraşırken bir de bu işi çok iyi bildiğini zannedenlerin öğütleri ile kafaları daha çok karışıyor. Kendi iç seslerini duyamıyorlar ve bir süre sonra her denilene inanır hale gelip hurafelerin hala yaşamasına aracılık etmiş oluyorlar. Eğitimli, eğitimsiz bir çok insandan duyuyorum bu hurafeleri, hatta daha çok eğitimlilerden. Neymiş bebek 6 aydan önce oturtulmazmış, bir yaşından önce yere bastırılmazmış, kemikleri eğrilirmiş, omurgası zarar görürmüş, kucakta taşınan bebek alışırmış gibi daha birçoğu. Madem öyle biraz da bu hurafeler üzerine araştırma yapayım dedim.

Sava yakında beş aylık oluyor ve bir aydır çoğunlukla kucağımızda, bazen de yastıklarla destekleyerek oturuyor. Hatta ayaklarını yere bastırdığımızda adım atıyor ve bundan çok mutlu oluyor. Bunu görenler genellikle “O kadar küçük bebek oturtulmaz, yürütülmez,” gibi uyarılarda bulunmaktan kendilerini alamıyorlar. Ben Tuna’dan biliyordum, ama yine de tazelemek istedim bilgilerimi, bu konuyu biraz araştırdım. Bebekleri erken oturtmanın bir zararı var mı diye.

Bebeğin sırtı ve boyun kasları onu dik tutabilecek kadar güçlendiğinde kendi başına oturabiliyor. Bu da dört ila yedi ay arasında gerçekleşiyor. Dört aylık bir bebeğin kendi başına oturabilmesi için bundan daha önce de oturtuluyor olması gerektiğini tahmin edebilirsiniz. Yabancı sitelerde bebekleri erken oturtmanın olası zararlarıyla ilgili hiçbir kaynak bulamadığım gibi yeni doğan bebeklerin bile oturtulduğu, herhangi bir sorun teşkil etmediği, sadece bebekler için çok rahat bir pozisyon olmadığı için tercih edilmeyeceği gibi bilgilere rastladım. Yerli kaynaklara gelince, eskiden beri söylenegelen bu hurafenin d vitamini eksikliği ile çocuklarda görülen raşitizm kaynaklı kemik eğriliğinin erken oturtma veya bastırma ile açıklanmasından dolayı olduğunu gördüm. Raşitizmde zayıf olan kemikler herhangi bir zorlama olmasa da eğilecekken, bir de zorlamayla karşılaşıldığında daha da eğilebilir. Zamanında insanlar erken oturtulan veya yere bastırılan çocuklarda bu eğrilikleri görmüşler ve kemiklerin bu zorlamalarla eğilebileceğine kanaat etmişlerdir. Halbuki sağlıklı kemik yapısına sahip olan ve düzenli olarak d vitamini alan bebeklerde böyle bir durum olmaz.

Bebek açısından durumu ele aldığımızda, oturmaya hazır olan bebeğin bunun sinyallerini çok net verdiğini görebiliyoruz. Sava ana kucağında yatar pozisyonda duruyorken dik oturma pozisyonuna geçebilmek için kendini zorlamaya başladı. Yere inip ayaklarının üstüne basabilmek içinse neredeyse elzem bir ihtiyaç gibi ağlıyor. Yürütülmeye başladığında ise gülücükleri başlıyor. Tuna on aylıktı yürüdüğünde. Bunun için altı aylıkken başlamıştı bizim elimizden tutup yürüme çalışmaları yapmaya. İlk yürüdüğünde de herkes bacaklarının eğriliğini anlatıp durdu. “Erken yürüyen çocukların bacakları eğriliyor,” dediler. Halbuki bununla alakası yoktu. Tuna’nın bacakları şu anda hiç de eğri değil. Sadece bütün on aylık bebekler gibi anatomik yapısına uygun olarak parantez şeklinde bacaklara sahipti. Bizimki yürüdüğü için daha çok dikkat çekiyordu o kadar. Gelişimi ilerledikçe bu eğrilik kayboldu.

Konuyu araştırırken Dr.Kadir Tuğcu’nun hurafelerle ilgili bir yazısını buldum ve her cümlesine katıldığım için burada paylaşmak istedim.

# Annenin yediğine içtiğine karışılır, ekşi yerse ‘Ayşe’, tatlı yerse ‘Atlı’ doğacağına inanılır. Oysa cinsiyet babadan geçen ‘X’ veya ‘Y’ kromozomuna göre daha ilk anda değişmemek üzere tayin olmuştur.

# Bebek doğduktan sonra anneye bebeğini ‘üç ezan’ emzirmemesi söylenir. Böylece bebek 9-12 saat aç kalacak demektir. Bebeğin ‘hipoglisemi’ye girmemesi için doğar doğmaz emzirilmesi şarttır.

# Anneye ‘al basması’ olmasın diye altın takılır, kırmızı bezler bağlanır; yatağının altına süpürge, makas gibi cisimler konulur. Bu boş işlerin Allah’tan bebeğe bir zararı yoktur, gereksizdir. Al basması dedikleri durum ‘loğusa humması’ denilen mikrobiktir, antibiyotikler sayesinde artık görülmemektedir.

# Memeden gelen ilk ağız sütü denilen ‘kolostrum’ bebeğe verilmez ve toprağa atılır. Bunun sebebi ilk ürünün toprağa verilmesi ile bereketinin artacağı inancıdır. Çok tanrılı dinlerden kalmadır. Oysa ilk ağız sütü bebek için hayatidir, aşı görevi görür.

# Anne sütü sarılık yapar. Genellikle Anadolu hekimlerinin iddiası olup, literatürde sadece 1970’li yıllarda bir makale görebiliriz, hiçbir yerden desteklenmemiş ve ispatlanamamış bir tuhaf makaledir.

# Bebek, göbek düşene kadar yıkanmaz. Günümüzün ezberci tıbbına en güzel örnek budur. Eskiden ‘göbek tozu’ diye bir ilaç kullanılırdı. Bu durumdaki bebek suya girdiğinde bu tozlu sargı ıslanır ve etrafa çok kötü kokular yayılırdı. Artık ‘göbek tozu’ kullanılmadığı için, bebek ilk günden itibaren yıkanabilir.

# Banyoda bebeğin kulağına su kaçması diye bir şey yoktur, kulağa su dökülse bir şey olmaz.

# Meme veren anne çok su içerse sütünün sulu olacağına inanılır. Oysa annenin çok su içmesi gereklidir ama annenin sütü sulanmaz.

# Meme veren anne hamile kalırsa sütü bebeği zehirler. Yalandır. Sadece anne için zor bir durumdur.

# İlk 6 ay bebek oturtulmaz. Oturtulur veya bastırılırsa, ‘geğreği’ batar, kemikleri eğrilir. Böyle bir organ yoktur. Eski insanlar ‘raşitizm’le karşılaştıklarında bunun erken oturtma veya bastırtma sonucu olduğunu zannetmişlerdir.

# Bebek çok kucağa alınmaz, alınırsa kucağa alışır. Bu söz, annenin daha fazla ev işi yapabilmesi için söylenmiştir.

# Peynir, sucuk gibi gıdalar ekmeksiz yenirse kurt yapar. Burada gaye çocuğun pahalı gıdaları çok tüketmemesidir.

# Yazın yumurta yenmez. Afrika 12 ay yaz. Oralarda çocuklar hiç mi yumurta yemiyorlar?

# Kalaysız kaptan yemek yenilirse zehirlenme olur. Bakır kap zehirlemez. İyi yıkanmayan kap zehirler. Aynı zehirlenme alüminyum ve çelik tencerelerde de olur. Ayrıca, günümüzde çok yararlı denilerek bakır ihtiva eden ilaçlar satılıyor.

# Paslı çivi veya teneke tetanos yapar. Yapmaz. Tetanos, Tetanos basili ile olur. Bu bakteri de en fazla at ve diğer geviş getiren hayvanların dışkısında bulunur.

# Çiçek aşısı yapılmadan bebeklere çiçek koklatılmaz. Çiçek aşısı tarihe karışınca bu sözün de ne kadar boş olduğu anlaşıldı.

# Suçiçeği geçiren çocuk yıkanmaz, su değdirilmez. Banyo, suçiçeği kaşıntısının en iyi ilacıdır.

# Ateşli hastalık geçiren çocuğa et yedirilmez. Tam tersi, ateşli hastalık esnasında aşırı antikor yapımı için proteine çok ihtiyaç vardır.

# Pekmez kan yapar. Hayır yapmaz. Esasında hiçbir şey kan yapmaz, vücut kan yapar. Bunun için de hayvansal gıdalara ihtiyaç vardır. Eskiden Türkiye’de şeker fabrikaları yokken, reçel çok kıymetli idi ve evin efendisine saklanırdı, çocuklar heveslenmesin diye “Pekmez kan yapar, siz pekmez yiyin” derlerdi. Maalesef buna inanan doktorlar da vardır. Eski insanlar çocukların et, süt gibi pahalı gıdaları tüketmelerini pek istemezlerdi.

# 40. gün bebeklerin kırklanması. İçine altın atılmış su ile bebeğin 40 defa yıkanması. Hıristiyanların vaftiz merasiminden uyarlamadır, Türkiye dışında hiçbir Müslüman ülkede yapılmaz.

# Yoğurtla balık yenilirse zehirlenme olur. Olmaz. Bu da Musevi adetidir.

Dediğim gibi, her cümlesine katılıyorum. Bu hurafeleri yenmenin en iyi yolu bilgili olmak ve okumaktan geçiyor. Ayrıca yine altını çizerek tekrar tekrar söyleyeceğim, bebeğini anlayan ve kendi iç sesini dinleyebilen anneler zaten en doğru olanı yapacak şekilde hareket ediyorlar.

Kardeşle Tanışma

barış-8603Çocuğumun kardeşi olmalı mı? Kıskançlıkla nasıl başederiz? Kardeşi olmazsa bencil bir çocuk mu olur? gibi sorulara pek takılmadan hızlıca girdi hayatımıza minik Sava. Hamileliğim en beklemediğim dönemde başladı, ama ikinci çocuğu nasılsa yapacaktık diyerek sahiplendik bu minik aceleci bebeği. Sıra Tuna’yı bu habere ve haberle birlikte hayatında oluşacak değişikliklere hazırlamaya geliyordu. Malum, toplumumuz kardeşlerin birbirini kıskanmasından zevk alırmış gibi hep önce bu konuyu hatırlatıyor ikinci bebeğini bekleyen aileye. Ben de kılıçları önceden kuşanayım dedim, oturdum bununla ilgili bir araştırma yaptım.

Hamile kaldığımı öğrendiğimde bunu Tuna’ya ne zaman söylemem gerektiğinden emin olamadım. Çocukların zaman algısı bizimkinden farklı olduğu için dokuz aylık bekleme süresi onları yıpratabilir diye okudum. Ama bu heyecan verici bilgiyi uzun süre Tuna’dan saklamak da samimiyetsiz geldi. Öğrendikten birkaç gün sonra Tuna’ya söyledim. Abi olacağını duyunca çok sevindi. “Yaşasın, bizim de bebeğimiz olacak..!” Ona bu sürecin uzunluğunu mevsimlerle anlatmaya çalıştım. “Önce kış gelecek, kar yağacak. Sonra bahar gelecek, ağaçlar yeşil olacak, çiçekler açacak. Yaz geldiğinde daha ince giyineceğiz, belki havuza gireceğiz, güneş bizi çok ısıtacak ve kardeşin o zaman gelecek.” Bir süre sonra artık o da öğrenmişti. Yeni tanıştığı birine bile anlatıyordu. “Annemin kaynında bebek vay, kay yağcak, çiçek açcak, havuza dircez ve bebek delceeekk.” Yine de zaman zaman sıkıldığı, “Hadi delsin aytık bebeğimiz,” diye feryat ettiği oluyordu.

Bebek doğduktan sonra yaşayacakları ile ilgili de hazırlık yapmak gerekiyordu. Bu süreci anlatan ve çocuğu abi ya da abla olmaya hazırlayan çok güzel çocuk kitapları var. Ama yine de annenin ağzından duyacakları çok önemli. Bebeğin doğduktan sonra hemen onunla oynayamayacağını, meme emip, uyuyup büyüdükten sonra onunla oynayacağını defalarca, ama defalarca anlattım. Sanırım o kadar abartmışım ki “Kardeş geliyormuş, beraber oynarsınız,” diyenlere hemen açıklama yapıyordu Tuna. “Hayıy, önce meme emicek, uyuyup büyüycek, sonya otuymayı öyyencek, sonya oynuycaz.”

Hastanede bebekle bizi gördüğünde, evde ilk defa biz olmadan uyuduğunda neler hissedeceğini de önceden anlatmak gerekiyordu. Bebeği karnımdan doktorun çıkaracağını söyledim. Bunun için bir süre hastanede kalmamız gerekeceğini anlattım. Dedesinin onunla birlikte evde olacağını, beraber bizi ziyaret etmeye geleceklerini duyunca çok sevindi bu işe. Dedesi Ankara’dan gelene kadar da çok sevdiği arkadaşlarından veya abilerinden birinin onun yanında olacağını söyledim. Bu konuda da anlaşmıştık.

Doğum için evden ayrıldıktan sonra Tuna dayımın oğluyla oyun oynayıp televizyon izleyerek geçirmiş akşamını. Sonra Sava’nın doğduğu haberi gelince koltuğun üstünde zıp zıp zıplamış. “Yaşasın, Sava deldii…” Videosunu çekip bize gönderdiler, keyfime keyif kattı Tuna’yı öyle görmek. Ertesi gün bizi ziyarete geldiğinde Sava’yı hemşireler bebek odasına götürmüşlerdi. Güzel bir tesadüf oldu, çünkü Tuna’yla özlem giderebildik böylece. Yatağa gelip yanıma oturdu. Tabii Sava’yı sorup durdu. Sonunda kardeşi geldiğinde minik beşiğe minik elleriyle tutunup “Hoşdeldin Sava,” dedi. Onun kardeşine dokunmasına izin verdim. İlk iletişimi kendilerinin başlatması gerekiyormuş. Sıkça yapılan, “kardeşin sana bu hediyeyi getirmiş” yaklaşımının arada yapay bir iletişim oluşturduğunu, bu yüzden önerilmediğini söylemeliyim. Dokunmak ise en güzel yol. Sonra beraber fotoğraf çektirdik. Bu sırada Tuna, Sava’yı kucağına almak istedi ve biraz sıkıştırdı. Bebek pek tepki vermezken odadakiler “Dur, yapma,” dedikleri için Tuna biraz ağladı. Neyse ki çabuk sakinleşti. Ben Sava’yı emzirirken Tuna öbür yanımda ilgiyle izliyordu. Bir ara “Ben bi tadına bakiim mi?” diye sordu. Memeden bebeğe özel bir süt geldiğini, bu sütün bebeği büyüteceğini, isterse ona süt getirebileceğimizi söyledim. Yine de merakını gideremedi bu açıklama, memeyi açıkta bulduğu bir ara dilini değdirip tadına baktı. Neyse ki odada bulunan kimse bunu görmedi, ben de hiç sesimi çıkarmadım ve Tuna bununla ilgili hiçbir tepkiyle karşılaşmadığı için merakını gidermenin rahatlığıyla tekrar etmedi bu davranışını.

Tuna’nın uyku saati geldiğinde yatakta yanıma yattı, bir ara Sava da yatakta bizimleydi. Üçümüz beraber güzel bir uyku çektik. İkinci çocuğu kucağına almanın en güzel yanı buydu belki de. Her anı iki kat daha keyifli yaşıyordum. Tuna eve giderken zorluk çıkarmadı. Zaten neredeyse bütün günü bizimle geçirmişti. Ertesi gün eve dönmek için bizi almaya yine Tuna da geldi, hepberaber girdik eve. Artık dört kişilik bir aile olmuştuk.

Ev halimiz ve kardeş kıskançlığı denen durumla ilgili önlemlerimi sonraki yazılara bırakıyorum. Çocuk büyütürken en önemli şeyin çocukla iletişim kurabilmek olduğunu düşünüyorum. Böyle olunca her şey daha kolay oluyor.

Bezsiz Bebek

Her kültürün bez olayına bakışı farklı. Kimi ülkelerde bebeğin altı hiç bezlenmeden, annenin takibiyle doğru zamanda uygun yere bebeğin kakası veya çişi tutulabilirken, kimi yerlerde çocuklar 3 yaşına kadar bezle yaşayabiliyorlar. Doğrusu nedir bilmiyorum. Şartlar ve alışkanlıklar doğrultusunda hepsine katılabilirim. Ama bez sektörünün çok büyük olması bu konuya objektif bakmamı engelliyor. Ben de biraz içimden gelen sesi dinleyerek, biraz da araştırarak yeni bir yöntemle tanıştım. Bezsiz Bebek.

Ek gıdaya geçişle ortaya çıkan zor kaka yapma durumunu tesadüfi bir şekilde Tuna’nın klozete tutulması ve birden oraya kakasını yapmasıyla çözüme ulaştı. Ben de zaten kulağıma çalınan bu akımı biraz daha araştırmaya karar verdim. Bir kitabı varmış, önce onu edindim. Sonra Tuna’nın çiş veya kaka yapacağı zamanları tahmin ederek tuvalete tuttum onu. Çoğu sefer de doğru tahminle başarıya ulaştık. Yöntem oldukça özgür. Lazımlık mı, oluur; tuvalete tutmak mı, o da olur. Zaten bunun bir tuvalet eğitimi olmadığını üstüne basa basa belirtmişler. Bu sadece bebeğimizle aramızdaki tuvalet iletişimi. Sonra da alışverişe çıktık.

Tuna’nın Bezsiz Bebek Alışverişi:

IKEA’dan konunun özü şeklinde basit, yeşil bir lazımlık aldık. Lazımlığa oturunca çok rahatsız oldu ve ağladı. Olsun, mama sandalyesini de sevmemişti başta. Olur böyle.

e-bebek’ten klozet adaptörü aldık, ama bizim klozetimiz ilginç bir şekilde dikdörtgen olduğundan pek emniyetli olmadı.

Mothercare’den Külot, atlet ve alıştırma külotu aldık. Alıştırma külotu bebeğin ıslaklığı hissedebilmesi amacını taşıyor.

Bezsiz Bebek yöntemine dışarıdayken de devam ettim. Yemek yedikten sonra ya bezine ya da küçük bir bardak buldum ona tutuyorum. Bazen yapıyor, bazen de bezine yapıyor. Öyle deneme yanılma şeklinde ilerliyoruz bakalım. Evde daha kolay ama dışarı çıkınca onu tuvalete götürmeye üşeniyorum sanırım.

Bazen tüm günü alıştırma külotlarıyla geçiriyoruz. Genelde yemek sonrası, uyku sonrası çislerini tuvalete yaptırıyorum. Diğerlerinin zamanını tam kestiremediğimden kaçırmalar oluyor. Ama tuvalete tutunca ve çissss deyince genelde yapıyor. Tabii bunu günde 10 kere yapmak zorunda olmak beni biraz yoruyor. Çoğu zaman buna da üşeniyorum.

Kısaca bu yöntem bebeğe herhangi bir zorluk yaşatmazken asıl olay annede bitiyor. Bakalım daha neler olacak?

İlk günler…

 

Merhaba, ben Tuna. Annem bana şimdilik türlü şekillerde hitap ediyor. Çoğu zaman onun minik balığıyım.. Hayatımın şu ilk günlerinde annemin hep benim yanımda olması, tam onu kaybettiğimi sandığımda gözümü açtığımda onun gülümseyen yüzünü görmek bana çok iyi geliyor. Babamın kokusuna da iyice alıştım, bana çok iyi davranıyor, çok iyi anlaşacak gibiyiz. Burada gece ve gündüz diye bir şey var. Annemin karnındayken fark etmeye başlamıştım. Geceleri uyumamız gerekiyormuş. Bunu da annemin karnındayken anlamıştım. Geceleri uyuyorum uzun uzun. Acıkınca da uyanıyorum. 4 saat uyuyorum, emip yeniden dalıyorum 4 saatlik uykuma. Gündüzleri beni memeden hiç ayırmayın. Hep emmek istiyorum. Acıkmasam da emmek istiyorum. Emmediğim zaman da annemin kucağında olmak çok iyi hissettiriyor. Annem de babam da ben kaka yapınca çok seviniyorlar. Birbirlerine gülümseyerek ne kadar güzel bir iş yaptığımı söylüyorlar. Bana da ” aferin ” diyorlar. Alışıyorum buraya. Annem yanımda olsun yeter bana…