Çocuklara Ölümü Jim Carrey’nin Gözünden Anlatmak…

18000298Jim Carrey’nin çocuklar için yazdığı kitabı duymuşsunuzdur. “How Roland Rolls” henüz Türkçe’ye çevrilmedi, fakat ben dayanamayıp edindim. Jim Carrey’i çok severim. Öyle severim ki canım sıkkın olduğunda, enerjim azaldığında açıp bir filmini izlerim. “Yes Man” en başta gelenlerden biridir. Kesinlikle işe yarıyor. Çocuk kitabında da benzer etkiyi bekliyordum. Kitabı elime aldığımda ne kadar haklı olduğumu anladım. Artık bir tane daha başucu kitabım var.

Tuna geçen hafta bir soruyla beni darmaduman etti. “Biz hiç ölmeyeceğiz di mi anne?” İki dakikalığına durun ve düşünün. Zaman algısı henüz olgunlaşmamış, “ölüm” kelimesini sadece oyunlarda kullanan, yakınında birinin ölümüne tanık olmamış 4,5 yaşındaki çocuğun bu sorusunu nasıl cevaplardınız? Benim iki dakika sürem bile yoktu yanıtlamak için ve “Hepimiz ölücez,” deyiverdim. Sustu ve devamını bekledi. “Hepimiz yaşlanıcaz ve ölücez. Bütün canlılar, hayvanlar, bitkiler ve insanlar yaşlanır ve ölür.” Birden ağlamaklı olan Tuna, “Ben yaşlanıp ölmek istemiyorum,” dedi. Sarıldım, “Haklısın üzülmekte, ama bu o kadar kötü bir şey değil.” O an içimden balkona kaçıp biraz düşünmek geçiyordu. Hazırlıksız yakalanmıştım. 5 yaşından sonra bekliyordum bu soruları ve henüz ne diyeceğimi bilmiyor, yanlış bir şey söylemekten korkuyordum. Arkadaşımın mevsimlerden bahsettiği geldi aklıma ve mevsimleri, ilkbaharı, kışı anlattım. Hayatın bir döngüsü olduğunu anlattım, ama pek işe yaramadı. Hatta “Biz de yeniden gelecek miyiz ilkbaharda?” gibi bir soruya dönüştü. “Öldükten sonra ne olduğunu bilmiyorum, Tuna. Ama bunu araştırabiliriz,” dedim. Böylece biraz zaman kazanacaktım. Tuna da bu araştırma fikrine çok sıcak baktı ve hemen kitaplarını getirmeye başladı.

How Roland Rolls ile böyle tanıştı Tuna. Daha önce okumamıştım ona. Çevirmek zor gelmişti. Ama bu kesinlikle tam zamanıydı. Kitaptaki uyumlu kelimelerin melodisinden mahrum bırakarak, Türkçe’ye çevirip öyle okudum. Roland bir dalga. Okyanusta arkadaşlarıyla mutlu mesut yaşarken bir gemi onu arkadaşlarından ayırıyor ve yalnız kalıyor. Büyük ve karanlık dalga onu yutup tekneye fırlatınca işler daha da kötüye gidecek sanırken birden Shimmer’la tanışıyor Roland. Aşık oluyor ve onunla beraber dalgalanarak geçiriyor günlerini. Birgün Roland, dalgaların sahile vurduklarında öldüğünü duyuyor. Dalgaların deniz kıyısında son bulduklarını öğrenmek onları korkutsa da karayı gördükleri gün Shimmer’la beraber dalgalanarak ilerlemeye devam ediyorlar. Kumlara çarptıklarında canlarının acıyacağını düşünüyorlar, ama sadece biraz gıdıklanıyorlar. Öncekinden çok farklı değil ama, bütün balıkların içinde yüzdüğü bir derinliği hissediyorlar artık. İyice derinlere indikçe aslında küçük dalgalar olmadıklarını, bu kocaman, derin okyanusun ta kendisi olduklarını fark ediyorlar. Daha önce tanıdıkları bütün dalgalar, hatta küçük damlacıkların bile orada, onları beklediğini görüyorlar. Sonra da ne kadar önemli ve özel olduklarını anlıyorlar. Her bir buz kübü, nehirler, havuzlar, hatta üzgün olduğunda akan gözyaşı bile aslında Roland. Eğer sen de büyük okyanustaki küçük bir dalga olduğunu düşünüyorsan, yanılıyorsun diyerek bitiyor kitap.

Tuna’nın kitabı tam olarak anladığından emin değilim, ama rahatladığını söyleyebilirim. Zaten Jim Carrey de kitabı bunun için yazdığını anlatıyor. Buradan izleyebilirsiniz. Konuşması, düşünmesi, cevaplaması oldukça zor bir konu. Üstelik söyleyeceğiniz her şey çocukta travmaya yol açabiliyor. Böyle hassas. Ölümü uykuya benzetsen, uyumaktan korkacak. Cennet desen hemen gitmek isteyecek. Anlatmaktan kaçınsan, korku oluşturacak. Bizim konuşmamız, ben hep senin yanında olacağım, merak etme, diyerek bitti.  Yeniden konuşmak isteyeceğini biliyorum. Bu yüzden araştırmalarım devam ediyor.

Jim Carrey kitabın önsözünde, çocuklara uyumadan önce kitap okuduğumuz anların bu dünyada cennete en yakın anlar olduğunu söylüyor. Kitabı yazarak bu anlara katkıda bulunmayı umuyor ve torununa ithaf ediyor. How Roland Rolls’a gelince, ölüme yaklaşımını çok beğendiğimi söyleyebilirim. Aslında birçok düşünceyi ve inanışı barındırıyor. “Hepimiz ölücez,” “Her şeyin bir sonu vardır,” diyerek yaşamaktansa bir soru işareti koyuyor son kelimesinin yanına.

The End?

Reklamlar