19 Aylık Çocuğunuzun Yapabileceği 10 Ev İşi

İş mi istiyorsun? Al sana iş.

Geçen haftaki yazımdan da anlamışsınızdır, Sava evdeki bütün işlere dahil olmak, hatta mümkünse kendi yapmak istiyor. Bu beni çoğu zaman yıpratıyor, onunla ters düşmeme sebep oluyor. Sonuçta ben ona, o bana engel oluyoruz ve sorun giderek büyüyor. Buna bir dur demek lazım, ya da tam tersi, dur dememek. Madem ev işlerine dahil olmak istiyor, ki bunun ilk sebebi meraksa ikinci ve belki de daha önemli sebebi, benimle daha çok vakit geçirmek, o zaman bunu planlayalım, dedim.

barış mutfakta

19 Aylık Çocukla Yapılabilecek Ev İşleri:

1. Bezini çöpe kendi atabilir.

2. Kıyafetlerini kirliye atabilir.

3. Temiz kıyafetlerini birer birer çekmeceye koyabilir.

4. Masaya çatal-kaşık koyabilir.

5. Bulaşık makinesine kendi tabaklarını yerleştirebilir.

6. Kitaplarını rafa yerleştirebilir.

7. Kurutma makinesini doldurma-boşaltmaya yardım edebilir.

8. Toz alabilir.

9. Çiçekleri sulayabilir.

10. Faraşı tutabilir.

Bütün bunları yaparken dikkat edilmesi gerekenler şöyle:

-Söylemekten daha önemlisi göstermek. Ona önce nasıl yapacağını gösterin. Daha etkili olur.

-Yapmak istemediğinde zorlamayın. Onun yerine siz yapın ve yaparken ne kadar eğlenceli bir iş olduğundan ve ne kadar güzel olduğundan bahsedin.

-Yanlış yaparsa uyarmayın. Önce yardım ettiği için teşekkür edin. Sonra “Ben genelde şöyle yapıyorum, böylece … oluyor,” gibi olumlu cümleler kurun.

-Bir işi yaptığında mutlaka ödüllendirmem gerek, diye düşünmeyin. Sadece teşekkür etmek çoğu zaman yeterli olur. Ama harika bir iş başardıysa en sevdiği oyuncak, en sevdiği yiyecek, sevdiği müzik gibi bir şeyle ödüllendirmek gerekebilir.

Bakalım küçük yardımcımla aramızı düzeltebilecek miyiz? Bu yazının devamını yazacağım. Sizin de önerileriniz olursa paylaşmaktan çekinmeyin.

Reklamlar

Bir Anne Çocuğunu Anlayamadığında Ne Olur?

Bu yazı hiçbir araştırma içermemektedir. Bilimsel olmadığı kadar tamamen duygusal bir yazıdır. İç dökmedir belki, tarihe bir not.

Sava 19 aylık oldu. Daha önce iki yaş buhranlarına giriyoruz, diye bahsetmiştim. Bütün bunların sebebi belki dönemseldir, bilmiyorum. Anneliğimi tanımlamak istersem başa iletişim özelliğimi koyarım. Çocuklarımı anlamaya çalışmak en birinci yaklaşımım oldu. Şimdiye kadar da hep anladım onları. Anlıyor olmam bütün sorunların üstesinden gelmeme yetmedi bazen, ama karşılıklı olarak iletişimde olmak her şeyi daha kolay atlatmamızı sağladı. Fakat.

savamama

Fakat şu anda öyle bir dönemden geçiyoruz ki Sava’yı hiçbir şekilde anlamıyorum. Bir anne çocuğunu anlayamadığında ne yapar peki? Kendini çok kötü hisseder en başta. Çocuk bir şeyler yapıyordur ve elbette ki bu yaptıklarının kendince sebebi vardır. Anne ise bunları anlayamaz ve çocuğa genel geçer birkaç yakıştırmayı uygun görür. Yaramaz, der. Laftan anlamıyor, der. Üstelik bunu sadece çocuğa değil, konuştuğu herkese söyler. Dertleştiğini düşünür, ama basbayağı çocuğunu şikayet ediyordur ele güne. Abisiyle karşılaştırır. O böyle yapmazdı, der. (Çocuk bunları duyuyor mudur, evet.) Bunun böyle gitmeyeceğini fark eder, ilişkilerini toparlamak adına çocuğuyla kaliteli zaman geçirmeye çalışır. En sevdiği oyuncakları döker ortaya, oturur yere, hadi oynayalım, der. Çocuk bunu duymamış gibi o odayı terk eder. Anne bozulur, ama yılmaz. Peki sen ne istiyorsan onu yapalım, der ve izler. Çocuk mutfağa gidip bütün tencereleri yere indirir. Bir kısmını ocağa koymaya çalışır. Anne oyuna dahil olursa çocuğa mutfak eşyalarıyla oynayabilirsin mesajını vereceğinden ve bunun tehlikeli olabileceğinden endişe duyar. Başka bir şeye çekmek ister dikkatini. Çocuk sinirlenir. Oyununa devam etmeye çalışırken çaktırmadan toplanan tencerelere canı sıkılır. Bu sefer başka bir tehlikeli alana doğru ilerler. Fırını çalıştıracak, bulaşık makinesini boşaltmaya kalkacaktır. Anne güzelce açıklamak yolunu seçer. Bu aletlerin tehlikeli olabileceğini, bunları anne veya babanın kullanması gerektiğini anlatır. Çocuk yüzüne bile bakmaz annenin. Duymuştur belki de, söylenenlere karşı kendince bir tepki koyar. Yemek zamanı gelir. Anne, birkaç gündür karbonhidrat ağırlıklı beslenen çocuğuna proteince zengin bir menü hazırlamıştır. Çocuk önce kendi yemek için ısrar eder. Anne izin verir. Yemeğin çok az bir kısmı çocuğun midesine ulaşırken çoğu yerdedir. Üstelik çocuk nasıl olduysa doymuştur. Hiçbir şey yemek istemez. Anne konuşur, çocuk yine bakmaz. Bu sefer de inatçı olur çocuk. Pasaklı olur. Çünkü anne en sık kullanılan sıfatlara yönelmiştir artık. Kendini anlatamıyor, çocuğun ne demek istediğini de anlayamıyordur. Daha önce hiç kullanmadığı, yanlış olduğunu düşündüğü kelimeler çıkıp gelir işte bir yerlerden. Uykusuydu, beziydi, kıyafet değiştirmesi derken her konuda bir çatışma yaşarlar artık. İpler kopmuştur. Annenin şimdiye kadar okuduğu ve bildiği her şey çöptür artık. Yepyeni bir sayfa açmak gerekir, bunun için yine ve yine çocuğunu biraz olsun anlayabilmesi gerekmektedir.

Lafın kısası,

bir anne çocuğunu anlayamadığında çocuk yaramaz olur.

Bir anne çocuğunu anlayamadığında çocuk laftan anlamaz olur.

Bir anne çocuğunu anlayamadığında çocuk inatçı olur.

Bir anne çocuğunu anlayamadığında çocuk huysuz olur.

Bir anne çocuğunu anlayamadığında çocuk pasaklı olur.

Bir anne çocuğunu anlayamadığında çocuk başınabuyruk olur.

Bir anne çocuğunu anlayamadığında çocuk iştahsız olur.

Bir anne çocuğunu anlayamadığında çocuk yerinde durmaz olur.

Bir anne çocuğunu anlayamadığında çocuk hatalı olur.

Bir anne çocuğunu anlayamadığında çocuk kendini anlatabilmek için daha çok zorlar annesini.

Sonunda bir anne çocuğunu anlayamadığında çocuğuna sımsıkı sarılır. Gözlerinin içine bakar ve onu ne kadar çok sevdiğini söyler. Bundan başka yapacak bir şey kalmamıştır şimdilik.

Aralık Ayının En’leri

Müzik

Tuna: Köpek uçmak istemiş, birgün kargaya gitmiş. Karga ona anlatmış, bizimki de inanmış… diye devam eden ve çoook hoşumuza giden bir şarkı. Tuna okulda öğrenmiş, bize de öğretti.

Sava: Tik-Tak, diye bir şarkı tutturdu bu sıralar. Elinde mikrofon, şimdiden sahnelerde…

Yazar Anne: Kayahan’ın eski şarkıları. Yeni bir albüm çıktı, Kayahan’ın şarkılarını söylemiş birçok ünlü ve güzel ses. Ama niyeyse ben çok sevemedim onları, ama bana eski Kayahan şarkılarını dinlemem gerektiğini hatırlattı. Bu ay biraz Melankolik mi geçti ne?

Kitap

Tuna: Uçan Fantastik Makineler. 3 boyutlu bu kitabı alalı çok olmuştu, ara ara okuyordu Tuna. Bu ay daha çok okudu, çünkü yarış, birinci gelmek, hile yapmak gibi konular daha çok ilgisini çekiyor sanırım. Yarışan araçların tasarımları ise bir harika.

366164_2

Sava: Aç Tırtıl. Seviyor galiba bu kitabı. Bu sıralar sayı saymayı da çok sevdiğinden bol bol sayıyoruz bu kitapla. Zaten bilmeyenler için söyleyeyim, bu harika kitapla hem sayı sayıyoruz, hem günleri, hem meyveleri, yiyecekleri. Bir minik tırtılın kelebeğe yolculuğunu böylesine zenginleştirerek anlatan meşhur kitabı duymayan kaldı mı bilmiyorum.

Aç_Tırtıl_kitap_kapağı

Yazar Anne: İpekli Mendil. Bu ayın ve hayatımın kitabı. 4 yıldır beraber okuduğumuz, yazdığımız Yuvarlak Masa Yazarları ekibimizle ilk kitabımız, Yekta Kopan editörlüğünde bu ay raflarda yerini aldı. Bir değişik kitap bu kitap. Türk öykülerindeki nesnelerin, renklerin, mekanın ve bazı anların izini sürdük.  Maddelerden oluşan bir sözlük çıktı ortaya. Öyle bir sözlük ki içinde Türkiye var, ben varım, sen varsın.

684319_2

Oyuncak

Tuna: Bütün oyuncaklar. Bu ay Tuna’yla oyunlarımıza bütün oyuncaklar katıldı. En eski banyo oyuncaklarından tutun da en yeni arabalarına, transformersa, peluşlara, kuklalara kadar hepsini bir oyuna dahil edip sırayla oynattık. Bazen zor bir görev oluyor, kurbağadan başkası geçemiyor sudan, bazen kocaman bir peluş ayının yalnızlığına çözüm buluyor transformers. Sava’yı bile dahil edebiliyoruz bu oyunlara. Toys Story’i izlediğimde Andy’nin oyun oynama şekline hayran kalmıştım, biz de gelmişiz o döneme demek ki. Oyuncakların hakkını veriyoruz. Yaşasın oyun oynamak…

559785_10150658472644130_1690083887_n

Sava: O da abisiyle kurduğumuz oyunlara “Meyaba..” diyerek dahil olmak dışında hala tencere-tava.

En Sevdiğimiz Cümleler

Tuna: Kim benimle oyun oynamak isterse elime mum diksin.

Sava: Abi, gel!

Yazar Anne: Annecim, sen uyuduktan sonra gelicem, merak etme.

Film

Yazar Anne: Life of Pi

Life_of_Pi_2012_Poster

Yemek

Karnabahar Mücveri.

Nereye gittik?

Yapı Kredi Kültür Merkezi’nde yaratıcı okuma atölyelerine katıldık Tuna’yla. O çocuklar için olana, ben büyüklere. Çok keyifli etkinliklerdi.

4 ve 1,5 Yaşındaki İki Çocuğun Uyku Düzeni

Geçenlerde uykuyla ilgili yazdıklarımı gözden geçirdim. Tuna’nın bebeklik uykularından Sava’nın uyku düzenini oturtmaya doğru bir harita çıkardım.

Yazaranne gözüyle Sava’yı en son şöyle bırakmıştık.

Tuna ise son olarak sabahları 6’da uyanma alışkanlığı edinmişti.

Şimdilerde ne yapıyoruz, aldığım önlemler ne işe yaradı, bunları paylaşmak istedim.

Tuna öğlen uyursa akşam 9’da yatıyor, uyumazsa 8’de. Bazen üst üste uykusuz dönemleri oluyor. Öğlen uyumadığı halde 9’u geçiyor yatağa girmesi. Uykusuzluk iyice başına vurduğundan çabuk dalamıyor uykuya. Böyle zamanlarda bir gün saat 7’de uyutuyorum. Doping gibi geliyor bu erken uyku ona. Sabah 7-8’lere kadar da uyuyor.

Tuna haftada üç gün okula gidiyor ve okulda uyku saati yok. Bu yüzden öğle uykularını yavaştan bırakıyor gibi, ama bence hala ihtiyacı var. Okula gitmediği günler öğle uykusuna yatmak istemiyor. Yatağa girmeye bir şekilde ikna edersem de en az iki saat uyuyor.

Tuna’nın uykuya geçmesi kendi yatağında, kendi kendine oluyor. Çoğu zaman yanında durmuyorum. Uyumadan önce mutlaka kitap okuyorum. Vakit kalmadı, yarın iki tane okuyalım, dediğimde ağlayacak kadar önemsiyor bu kitap okuma anını. Buna çok seviniyorum.

araba6

Sava gündüzleri bir kere uyuyor uzun zamandır. Öğle uykusuna saat 2 gibi yatıyor, 1,5 saat uyuyor ortalama. Gündüz uyuyabilmesi için odanın mümkün olduğunca karanlık olması lazım. Emzik yine en önemli uyku objesi. Uyumadan önce kitap okumuyoruz. Sevmiyor okumayı. Çoğu zaman “Hadi uyku zamanı, emziğini bulalım,” diyorum. Sava’nın uyku ritüeli bu kadar kısa. O da çabucak uyum sağlıyor. Kendi yatağında uykuya dalıyor çoğu zaman. Son günlerde uykuya dalana kadar yanında beklememi istiyor. Diş çıkarma, büyüme atakları dönemlerindeyse kucağımda geçiyor uykuya. En fazla 5 dk. sürüyor uykuya geçmesi. Bu konuda abisinden çok farklı. Öğle uykusunun 45. dakikasında uyanabiliyor, pışpışla yeniden dönüyor uykuya ve 45 dk. daha uyuyor.

Sava gece uykusuna abisiyle aynı anda yatıyor. Abisine kitap okurken kulak bile kabartmıyor. Bazen o da kendi başına bir kitap kurcalıyor o kadar. Ya da bütün kitaplığı yere indiriyor. Gece- gündüz, bütün uykularında hala okyanus sesinden faydalanıyorum. Bazı akşamlar ikisini de koyuyorum yataklarına, çıkıyorum odadan ve 15 dk. sonra odadan hiç ses gelmiyor, bakıyorum uyumuşlar. İşte öyle akşamlar kendimi gerçekten şanslı hissediyorum. Çoğu zaman ikisini de yatağına yatırdıktan sonra önce ufaklık, sonra abisi kalkıp geliyorlar. Geri koyuyorum, yine geliyorlar. Birkaç tur böyle devam ediyor, sonunda odada bekliyorum.

Uyku olayında her çocuğun farklı olduğunu iki çocuklu olduktan sonra iyice öğrendim.

Birisi uykuya zor dalıyor, uyuduğu zamansa top atsan uyanmıyor.

Diğeri hemen uykuya geçebiliyor, ama çıt sesine uyanıyor.

Biri uyurken ışıktan çok rahatsız oluyor, neredeyse zifiri karanlıkta uyumak istiyor.

Diğeri gece lambası kullanmak istiyor.

Biri uyuma objesi olarak emzik istiyor, diğeri kitap okumazsa mümkün değil uyumuyor.

İşin en kolay kısmı da şöyle oluyor. Akşam 8-9 civarı eve döndüğümüz bir günse, ikisi de hiçbir şeye gerek kalmadan arabada dalıyorlar uykuya ve bana sadece onları yataklarına kadar taşımak kalıyor.

Sabah uyanma saatleri ise 7-8 arasında değişiyor. Biri uyanırsa mutlaka diğeri de uyanıyor. Genelde 8’e kadar yatakta kalma kuralımızı uygulamaya çalışıyoruz. En azından bizim yatakta biraz vakit geçiriyorlar.

Gece uyanmaları ise değişken. Tuna genelde sabaha kadar kendi yatağında uyuyor. Çok nadir bizim yanımıza gelebiliyor. Sava çoğu zaman 1 kere uyanıyor. Bazen 1’de, bazen 4’te… Uyanınca yanıma alıyorum ve sabaha kadar bizimle uyuyor. Geçenlerde hiç uyanmadan sabaha kadar uyudu. Demek ki kendini bu konuda yıpratmanın bir anlamı yok. Hazır olduğunda yapması gerekeni yapıyorlar.

Artık uykuyla ilgili pek bir şey okumadığım, çoğu şeyin rutine bindiği bir döneme girdiğim için mutluyum. Sizin de çocuğunuzla ilgili uyku problemleriniz varsa önce sakin olun ve bir gün hepsi geçecek, deyin.

Çocuğum Kekeliyor Mu?

Geçen yıl Google’da bu başlığı yazıp cevap arıyordum. Çünkü Tuna’da sadece benim fark ettiğim bir hece tekrarlama durumu vardı. Okuduğum yazılardan şöyle çıkarımlar yapmıştım.

-Konuşmadaki bu problem altı ayı geçtiyse bir uzmanla görüşün.

-Yeni kardeşi olan çocuklarda görülebilir.

-Psikolojik sebepleri vardır.

-Kalıcı kekemelik belirtileri bu yaşta başlayabilir.

iki-dil-konusan-cocuklarİyiden iyiye Tuna’nın kardeşi olduğu için çok dertli olduğunu, içine attığını filan düşünmeye başlamıştım. Halbuki hiç öyle bir şey hissetmiyordum. Aralarındaki iletişim de çok iyiydi. “Ama demek çok içine atıyormuş, tüh,” şeklinde bana ait olmayan bir ses eşlik ediyordu bu hislere. Sonunda bu işin internetten okuduklarımla çözülmeyeceğini fark edip bir uzmanla, yani konuşma terapisti dediğimiz kişiyle görüşmeye karar verdim. Hayatımın en önemli kararlarından biriymiş, bilmiyordum.

Konuşma terapisti, daha doğrusu terapist dediğimizde bu işe dünya kadar zaman ve para harcayacağımızı düşünerek çekimser davranıyoruz genelde. Bende böyle bir önyargı vardı en azından. Doktorumuzla görüşmemiz bittiğinde ne kadar yanıldığımı anladım. Konuşma terapistimiz 1 (yanlış okumadınız, bir) görüşmede Tuna’nın konuşma problemini çözdü. Sihirli değnek mi? Neredeyse. Çünkü benim kekemelikle ilgili bildiklerimin ne kadar yanlış olduğunu göstermiş oldu (Aynı zamanda internetin de bu konuda ne kadar yetersiz ve yanıltıcı olduğunu).

Kekemelik ya da diğer konuşma problemleri fiziksel bir gelişim farklılığıyla başlıyor, zamanla dış etkenler işin içine girdikçe psikolojik bir hale geliyormuş. Biz henüz başlangıç seviyesinde olduğumuzdan, doktorumuz bu durumu “Konuşmasındaki zorlanmayı kimler fark ediyor?” sorusuyla derecelendirdi, işimiz kolaydı.

Gelişim farklılığı kısmını biraz açmak isterim. Mesela Tuna’daki durum beynin, konuşmayı sağlayan kaslardan daha hızlı gelişmiş olması ve kafasında kurduklarının henüz cümlelere dönüşmek için yeterli altyapıyla karşılanmamasıydı.

Nasıl bir yol izledik? Doktorumuz bize 3 ay süre verdi. Bu sürede Tuna’ya arka arkaya sorular sormayacaktık. Evdeki yaşantıyı biraz yavaşlatacaktık. Tuna konuşurken onun gözlerinin içine bakıp, cümlesini bitirene kadar göz temasını kesmeyecektik. Tuna’nın cümlelerini biz tamamlamayacaktık. Takıldığında herhangi bir tepki vermeyecek, yokmuş gibi davranacaktık. Dedim ya, henüz bu sorunu başında yakaladığımız için şanslıydık. Tuna’nın kendine güveninde herhangi bir örselenme oluşmamıştı.

Çocuklar konuşmaya çalışırken eğer biz onların lafını tamamlamaya kalkarsak ne oluyor peki?

-Beyin ve konuşma kasları arasındaki bu iletim anına sekte vurmuş oluyoruz.

-İyi konuşamadığı mesajını vermiş oluyoruz.

-Konuşmasıyla ilgili güvensizlik oluşturmasına sebep oluyoruz.

Halbuki onlar kafasında kurduğu cümleyi dile getimeye çalışırken tıpkı adım atmaya çalışan bir bebek gibiler. Bazen sendeliyorlar, bazen düşüyorlar. Çok müdahale edersek geç yürüyebiliyorlar.

Biz doktorumuzun dediklerini yaptık, 2. ayda hece tekrarları çok azalmıştı ve 3. ayda tamamen kayboldu. Ama hala bazı cümlelerde durup, düşünüp öyle devam edebiliyordu. Şimdi aradan epey zaman geçti ve görüyorum ki Tuna uzun cümlelerle konuşmayı seviyor. Aslında hep bu cümlelere ulaşmak için çabalıyormuş. “Anne, bugün okulda fazla oyuncak almanın iyi olmadığını öğrendim ve aslında paramızı boşa harcıyor olabiliriz ve tutumluluk yapmıyor olabiliriz diye düşündüm.”

Eğer siz de çocuğunuzun konuşmasında problem olduğunu düşünüyorsanız mutlaka uzmanına gidin. Bu yazıyı kekemelik sorununa çözüm olması için değil, bu durumda doğru bilgilere ulaşmanın zor olabileceğini belirtmek için yazdım.

Kasım Ayının En’leri

Müzik

Çok eğlenceli bir klip olmuş, bu ay en çok bu şarkıyı dinledik ve izledik.

Kitap

Tuna: Elma Seven Keçi. Bu kitabı İyi Cüceler Kitabevi’ndeki okuma etkinliğinde keşfettik. Tuna çok sevdi. Çünkü Sevgili Biranda çok güzel okumuştu. Kitabın kahramanı keçimizle sayfalar arasında gezinirken dört mevsimi yaşarız ve ağaçlara dair önemli bilgiler ediniriz ve bunların hiçbirinin farkına bile varmayız. Hikayenin kurgusu, heyecanla akıp gider.

pr_01_354_min

Sava: Sözcük kartları. Sava bu sıralar her gün iki-üç kelime öğreniyor. Bu kartların da faydası oluyordur eminim.

292273

Yazar Anne: Kedilerin Dili, Spencer Holst. Bu benim çok sevdiğim bir öykü kitabı. Yılda bir-iki kere alırım elime, yeniden yeniden okurum. Her seferinde yeni şeyler bulurum. Artık baskısı yapılmadığından, alın okuyun diyemiyorum. Umarım yeniden basarlar. Okumayan çok şey kaybeder.

kedilerin-dili

Oyuncak

Tuna: Angry Birds Transformers. Şimdiye kadar en beğendiğim transformers oyuncağı. Diğerleri ne kadar zor dönüşüyorlar. Oysa bunlar bir dokunuşta hop adam oluyorlar, hop araba.

7D303AC350569047F5B16466BF6CF3C9

Sava: Tencere-tava… Bütün gün oynayabilir bunlarla.

En Sevdiğimiz Cümleler

Tuna: Anne ben köpek olayım mı?

Sava: Abi (Oldu en sonunda oldu bim bam booom.)

Yazar Anne: Tunaaa, kardeşin seni çağırıyor.

Film

Televizyonla da filmlerle de işimiz olmadı bu ay.

Yemek

Bayat ekmek pizzası. Nefis oluyor. Bayat ekmekleri sütle ıslatıp içine bolca beyaz peynir ve yeşillik konuyor. 1 yumurta kırdıktan sonra iyice yoğurulup yayılıyor. Üstüne istediğiniz pizza malzemeleri süsleyerek harikalar yaratabilirsiniz. Tarifi burada.

Nereye gittik?

Ev partisi. 2 köpek, 1 kedi ve 2 çocuk. Tam bir curcuna, ama bir o kadar da eğlenceli. Çocuklarla beraber yemek yedikten sonra akşam dokuz olunca onları uyuttuk. Gece birlere kadar oturduk. Sohbet, müzik, dans, azıcık da yaratıcı drama…

Öğretmenlere Selam Eden Bir Çocuk Kitabı: Nokta

Nokta. Aslında çoğunlukla bir sonu çağrıştıran bu kelime bir kitabın kapağında karşıma çıkınca hemen aldım. Tuna’ya sormadım bile. Sonlara, sonuçlara ve tabii ki kazanan veya kaybedene odaklanarak yaşıyoruz çoğunlukla. Peki ya başlangıçlar? İlk adımlarda yanımızda olanlar ve destekleyenler?

nokta

Nokta, bu kitapta bir sonu değil, başlangıcı sembolize ediyor. Her şey bir noktayla başlamıyor mu zaten? Tıpkı Vashti’nin hikayesi gibi. Önce resim çizemediğini düşünen Vashti’yi görüyoruz. Boş bir sayfaya arkasını dönmüş oturuyor. Öğretmeni ondan sadece bir nokta yapmasını istiyor ve sonra altına imza atmasını. Ertesi hafta Vashti, çok güzel bir çerçeve içinde, sınıfın duvarında sergilenen noktasını görüyor. Peki Vashti ne düşünüyor biliyor musunuz? “Bu bir saçmalık,” demiyor. Yaptığı noktadan utanmıyor. “Arkadaşlarım ne der,” diye düşünmüyor ve sadece “Bundan daha güzel bir nokta yapabilirim!” diyor. Sonra başlıyor noktalar yapmaya. Sonunu söylemeyeceğim, ama elbette tahmin edersiniz. Vashti artık kendine güveniyor. Çünkü ona inanan biri var. Öğretmeni.

Öğretmenler, çocukların hayatındaki en iyi ve en kötü anılarıdır. Çocuklar, ilk sosyalleştikleri yer olan okulda topluma kendini kabul ettirme çabasındayken aslında çok acımasız bir çevreyle karşılaşırlar. Evde biricik oldukları dönem sona ermiş, bir sürü biriciğin arasında kaybolmaya başlamışlardır. Hayatları boyunca karşılaşabilecekleri zorlukların ilk örneklerini okulda yaşarlar. Bir şeyi yapamadıklarında ona destek olan anne babanın yerini dalga geçebilen arkadaşları almıştır. Merhametten yoksun bir ortamdır okul. İşte böyle bir dünyada ilk adımı atmak zor gelir onlara. Çok iyi yapabilecekleri bir şeyden bile çekinir olurlar. Öğretmen burada devreye girer. Tıpkı resim yapamadığını düşünen Vashti’yi yüreklendiren o cümle gibi. “Bir nokta yap bakalım, o seni nereye götürecek.”

Ve o öğretmenler, attıkları tohumun nasıl filizlendiğini eğer şanslılarsa görebilirler de. Tıpkı elimde tuttuğum bu kitabın atıf cümlesindeki gibi. Yazar, resim yapması için kendini yüreklendiren matematik öğretmenine ithaf etmiş kitabını.

Nokta kitabı Amerika’da oldukça meşhur. Kitabın film versiyonu Carnegie Madalyası’na sahip. Aşağıda filmi paylaşıyorum, bütün kitabı bu filmi izleyerek de anlayabilirsiniz, ama kitap sayfaları benim için ayrı bir önem taşıdığından çocuklarınıza almanızı öneririm. Ne de olsa videoya dokunamazsınız…

Yetişkinler içinse artık kendi öğretmenimiz olma zamanı geldi. Bir nokta yapalım bakalım, o bizi nereye götürecek…

Kitap: Nokta

Yazan ve Çizen: Peter H. Reynolds

Çeviren: Oya Alpar

Yayınevi: Altın Kitaplar